
06.04.2026
Sayın Gürkan Hacır,
Ben Merve Büyükbayrak. Sayın Adnan Oktar'ın 30 yıllık yakın arkadaşıyım. 2018’deki Adnan Oktar kumpas davasında -tamamen delilsiz soyut yalan beyanlara, cezaevine girmemek için aleyhimizde iftira atmaya zorlanan kişilerin yalan anlatımlarına dayalı- “dedikoduname” diye nitelendirilen (Sayın Profesör Ümit Kocasakal‘ın bizim davamız kapsamında mahkeme savunmasındaki tabiridir) bir iddianame üzerinden de hakkında sözde örgüt yöneticiliği suçlamasıyla 8600 yıla hükmedildi.
Sizi ekte, 8 yıldır yaşadığımız hukuk ihlallerinin bir kısmını liste halinde gönderiyorum. Ama açıkçası bu mektubu yazma nedenim, Adnan Oktar Davasında hangi hukuksuzluklar sonucu binlerce yıllık astronomik kurgu kararlar çıktığını, aleyhimizde tek bir somut suç delili olmadığını vb. anlatıp, sizi bu konuda bilgilendirmek değil.
Zaten şu anda Türkiye’de Adnan Oktar Davası’nın belki de tarihin en geniş kapsamlı derin devlet kumpası olduğunu bilmeyen yok! Dosyamıza şöyle bir göz atıldığında, iddianamelerin ne derece mesnetsiz olduğu, elde somut suç delili olmadığı için, soyut iftira beyanlara muhtaç kalındığı ve bunun silsile şeklinde yol açtığı hukuksal anormallikler hemen görülüyor.
Hele ki dosyamızı inceleyip hukuki görüşlerini mütalaalarını sunan Profesör Adem Sözüer, Profesör İzzet Özgenç, Profesör Tolga Şirin, Profesör Osman Yaşar, Profesör Yusuf Yaşar, Profesör Ahmet Ceylani Tuğrul, Profesör Fatih Birtek, Profesör Osman Can, Profesör Ali Turhan gibi duayen hocaların yüze yakın raporunun okuduğunuz da, Adnan Oktar dosyasının/davasının tarihi bir UTANÇ VESİKASI, bir HUKUK REZALETİ olarak geçtiği ayan beyan anlaşılıyor. Bu hocaların sözünün üstüne zaten söz söylemeye gerek olmadığı kesin, diğer lehe delillere bakmasanız bile olur.
Benim 8 yıldır avukatlığımı yapan Prof. Ahmet Gökçen de -ki kendisi hem HSK eski üyesidir hem de TCK’nın yazılımında yer almıştır- bu tarihi hukuksuzluğa ve kumpasa bu mahkemede en yüksek tondan, -sunduğu hukuki delillerle- ses yükseltmektedir. Bu saydığım belgeleri okumanızı çok tavsiye ederim.
Gelelim mektubu yazma sebebime;
Sayın Hacır,
- Eğer bizim camiamızla, bizim yargılandığımız davayla ilgili bir kanaat öğrenmek istiyorsanız, eğer programınızda bizden bahsettirecekseniz, bunu dosyamız en iyi şekilde bilen, dosyamıza mütalaalarını sunup, kanaatlerini en hukuki şekilde ortaya koyan yukarıda da bir kısmının isimlerini zikre etmiş olduğu o profesörlere sorarak öğrenmeniz bence en doğrusu olacaktır.
Gazetecilik için sorgulama mesleği denir. Eğer sorgulamak istiyorsanız, önce konuyu en doğru kaynaktan öğrenmeniz gerekir diye düşünüyorum.
- Mücahit Birinci, hakkında pek çok -gayrı ahlaki dahil- şaibe/delil bulunan, kendi üslubuyla kendi seviyesini zaten ortaya koyan, avukatlık mesleğini kötüye kullandığına dair en son CHP davalarında adı çıkan, hayat tarzı ve bu gibi pek çok özelliği dolayısıyla Ak Parti’den bile ihraç edileceği için, kendisi hemen önden istifa etmek durumunda kalan, evli kadınlarla cinsel içerikli yazışmaları sosyal medyaya yansıyan, dolayısıyla “kendisine bakması gereken” ve de “karşısındakini nasıl bilirsin, kendin gibi” cümlesinin tam karşılığı olan bir şahıs.
Programınızda, bu gibi kişilerin bizim aleyhimizde yalan yanlış konuşmasına izin verip, bizlere cevap hakkı tanınmaması, bence gazetecilik etiğine/ilkelerine, ahlaklı gazetecilik şiarına hiç uymuyor.
Bizimle ilgili konuşup, yorum yapacak kişi, Mücahit Birinci gibi görevini suiistimal eden bir avukat değil, Profesör hocalarımızdır.
- Adnan bey hayatını yaklaşık 50 yıldır Allah’a, Devlet’e, millete hayırlı hizmetlere vakfetmiş bir insan. Fikirleri dünyanın 4 bir yanında takip edilen, kitapları okunan bir fikir insanı. Başarıları, etkisi herkesçe bilinen bir gerçek. Dünya çapında Darwinizm’i yerle bir edişinden tutun, hurafelerle dolu bağnaz din anlayışına karşı İslam’ın modern, aydınlık, dinamik, enerjik, sevgiyi esas alan, özgürlükleri, neşeyi, sevinci, kadınları el üstünde tutmayı tarif eden, yaşanması çok kolay ve zevkli bir din olduğunu anlatarak, belki de milyonlarca insanın Allah’a - dine mesafeli, ön yargılı yaklaşımını ortadan kaldırmasına; her dönem ve her şartta devletimizden yana tavrını ortaya koymasından tutun, 350’den fazla kitabının 73 ayrı dile çevrilerek dünyanın 4 bir yanına dağıtılmasına kadar, “dinimi tebliğ karşılığında asla para almayın” kuran hükmü gereği, çalışmalarından asla telif ücreti bile almayacak kadar dini, vicdani hassasiyet sahibi olmasından tutun, tüm sapkınlıkların kaynağı olan İngiliz Derin Devleti’ni cesurca deşifre etmesine kadar, Doğu Perinçek‘in anlatımıyla: “Ak Parti’nin iktidar olmasına zemin hazırlayan manevi çalışmaların” özellikle Anadolu’daki etkisine kadar ve daha pek çok başarısı, bence Adnan Bey’in 40 yıldır bunca kumpasın, komplonun neden hedefi olduğunun açıkça göstergesi.
- Bu yaşadığımız son kumpas, Adnan Bey’in ve arkadaşlarımızın devlete sadakatini, asaletini, güvenilirliğini bir kere daha ortaya koyması açısından çok çok hayırlı oldu.
Malumunuz, bazı insanların 1-2 ay hapiste kaldığında ne hale geldiklerini artık sıklıkla gözlemleyebiliyoruz. Bizler hiç suçumuz olmadığı halde tam 8 yıldır evvelAllah dimdik, aslanlar gibi ayaktayız. Allah’a güvenimizden, tevekkülümüzden de suçsuzluğumuzdan aldığımız özgüvenle, iç huzuruyla hem gençliğimize gençlik katılıyor hem şevkimize şevk, neşemizi neşe Allah katıyor. Devletimiz de bunu iftarla izliyor.
- TGRT 8 yıldır hiçbir hukuki delile dayanmadan bizim aleyhimizde yalan haberlere imza atması ile bence tarihe geçti. Bu da TGRT’nin kaderiymiş. Bu yalan haberlerin, kara propagandanın bize hiçbir zarar vermeyeceği zaten bizlerin her halimizden belli! Adnan Bey’in basına yansıyan fotoğrafları tüm bu iftiraların ona nasıl bereketle döndüğünün bence en elle tutulur delili.
ANCAK; TGRT eğer samimi olmak istiyorsa, önce TGRT‘nin patronunun Epstein belgelerinde geçen cinsel içerikli yazışmalarına bir açıklık getirmeli. Bir şey yokmuş yaparak, “nasılsa bir süre sonra insanlar unutur” diye düşünerek, olayların üstü örtülemez. Ekranlarda Mücahit Birinci gibi insanların yalanlarına imkan tanıyacağına, bence TGRT bu konuya öncelik vermeli. Allah ayetinde “Siz başkalarına iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz?” diye buyuruyor. Epstein sapıklık örgütüyle bağlantılı görünmek, bence Adnan Oktar davasındaki kumpası köpürtmekten çok daha aciliyetli bir durum.
Özetle;
Eğer bizimle ilgili yalan haber yapılıyorsa, ya da konuklarınız bizim aleyhimizde konuşturuluyorsa, o zaman bizim de bir cevap hakkımız olmalı!
Hukuksuzluklar, kumpaslar görmezden gelinmemeli, desteklenmemeli; “bizden olmayanlara ne olursa olsun” denmemeli. Aksi durumda yarın öbür gün aynı yöntemlerin başka başka camiaların başına gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
Saygılarımla
Merve Büyükbayrak
Kocaeli 1 No’lu
F tipi K.C.İ.K.