

SANIK MERVE BÜYÜKBAYRAK: Başkanım, saygılarımı sunuyorum. Biz hiçbir zaman suç işlemedik. Suç işlemeyiz. Şu ana kadar aleyhimizde verilen bazı kararlar var. Bunlar da herhangi bir suçu cezalandırmak amacıyla verilmiş kararlar değil. Yani, Adnan bey ile birlikteliğinizden vazgeçin'in gözdağı ve bunun mesajı bize. Bunun diretmesi. Onun dışında Türkiye'de bütün hukukçular, hatta bizi yargılayan, bizimle ilgili 9.000 yıl ceza karar veren hakimler dahil bunun bir kumpas davası ve hukuksuz bir dava olduğunu görüyorlar. Biz bir suç örgütü değiliz. Birbirini seven, sevgi için, hedefi
sevgi olan bir topluluğuz. Bir araya gelme amacımız bu. Dünyadaki hedefimiz bu. Sayın Adnan Oktar bizim sözde örgütümüzün sözde lideri değil. Adnan bey bizim kalbimizin sahibi. Yani, aşkımız, sevgilimiz dediğimiz, canımızın içi dediğimiz, nefesimiz, kalp atışımız gibi olmazsa olmazımız dediğimiz, canımızdan parçamız. Ruh eşimiz. Erkek kardeşlerim de canımın parçası.
Aramızda herhangi bir emir komuta yok. Bizim aramızda sevgi hukuku, kardeşlik hukuku var. Zaten dosyadaki deliller de bunu gösteriyor. Aramızda herhangi bir hiyerarşi yok. Sayın Cumhurbaşkanımız da geçen gün söyledi. Kim var dendiğinde sağına soluna bakmadan "Ben varım." diyenlerin topluluğu bu topluluk. Yani, tebliğde, hizmette, infakta, yardımlaşmada, cesarette, cömertlikte, sadakatte, daha doğrusu güzel ahlaka kadar bütün özelliklerde, hayırlarda, öne, yarışıp öne geçen geçmeye gayret edenlerin daha doğrusu, bir araya geldi bir topluluk. Bizim aramızda bir mecburiyet, bir zorlama, bir talimat olmaz. Ben Adnan beyi de 31 yıldır tanıyorum. Bir kere bile, değil birine talimat verdiğine, tahakküm edici bir sözde bulunduğuna bile şahit olmadım. Zaten Dinde zorlama haramdır. Bizim yaptığımız iş gönül işi. Gönülden yapılırsa bereket gelir. Zorlama ile, talimatla siz hayır işi, bereket işi yaptıramazsınız. Adnan bey karşısındaki kişiye sevgisini, aşkını, tutkusunu verir, sevgi bekler. Ayette Allah söylüyor; "Yakınlıkta sevgi dışında ücret istemeyin." diyor. Peygamberlerin ilkesidir bu. Adnan bey de bunu ilke edinmiş bir insan.
Dolayısıyla, yani biz, Sayın Başkanım, yani sevgiyi, tutkuyu, aşkı tatmamış, evlilikleri bile menfaat üzerine kurulu, çoluk çocuk ilişkileri bile, televizyonda görüyoruz, menfaat üzerine kurulu insanlar bizi anlamıyor olabilirler ama benim anlattığım bizim gerçeğimiz. İddianamede yazan tamamen bir senaryo ve bir kurgu. Ortaçağ'da da insanlar azgınca ve şuursuzca gladyatör dövüşlerini alkışlıyorlar. Orada insanlar ölüyor. Burada 7 senedir tertemiz bir camia hukuk katliamına maruz bırakılıyor. Bazı insanlar kendilerinde olmayan bir nimete müminler sahip diye onun hıncıyla neyi alkışladıklarını bilmeden alkışlıyorlar. Bu bizim gerçeğimizi değiştirmiyor. Bizim hayatımız güneş gibi ortada. Üstat Bediüzzaman Hazretleri diyor; "Gözünü kapayan sadece kendine gece yapar." diyor. "Yıldızlara perde çekemezsiniz." diyor. Görmek istemeyen kendini aldatır. Ha bizim için zarar mı oluyor? Bilakis, 7 yıldır, geçen gün Adnan bey bir kaçını saydı, 7 yıldır bize vesile oldukları hayırları faydaları bilseler zaten buna bir an önce son verirlerdi. Biz buralar bulunmaktan sevinç duyuyoruz. Huzurunuzda bizim savunma yapmamız mutluluk vesilesi. Küfürle müminin mutluluk anlayışı farklıdır. Biz buralarda olmaktan son derece mutluyuz. Anlattıklarımız Devlet kayıtlarına geçiyor. İleride insanlar okuyup "Bak! Samimi müminler böyle yaşıyormuş." diyecekler. Dolayısıyla, biz bundan son derece mutluluk duyuyoruz.
Bir de, bir şey daha hazırlamıştım, onu da söylemek istiyorum. Biz direkt, ben Kandilli'de gözaltına alındım. Dragos'ta, orada yaşıyordum. Adnan bey sık sık oraya gelirdi misafir olarak. Bizim evde beslediğimiz hayvanlar vardı. Kedilerimiz, köpeklerimiz, tavuklar falan vardı. Yani, o köpeğimiz bile, Patik, Adnan beyi böyle görürdü, odadan, koridordan geçtiğini, hayvan iki ayağı üzerine kalkıp, böyle kuyruğunu sallayıp etrafında dönerdi. Mutluluk dansı yapardı. Kelebek gelirdi Adnan Bey'in eline konar. Normalde kelebek gelmez. Vahşi hayvan. Kuş gelirdi içeriye, pıt pıt pıt Adnan beyin omzuna konar, orada dinler. Yani bütün canlılar Adnan beydeki bu sevgi kokusunu alıyor. Biz de bunu alıyoruz. Yani, bize vazgeçin demekle biz Allah'a, bu nimeti bize veren Allah'a hıyanet etmeyeceğiz. Hiçbir şey de sevgiden bizim için daha kıymetli değil. Buna bizim canımız da dahil. Özgür yaşadığımızı zannedip, sevgisiz yaşayıp sokaklarda gezeceğime, burada sevgimle yaşarım. Cezaevinde şehit olurum. Benim için evladır.
BAŞKAN: Devam edin.
SANIK MERVE BÜYÜKBAYRAK: Mesele suç değil. Çok kısa, çünkü bu, iddianame, bizim 9.000 yıl ceza aldığımız iddianamenin bir parçası olduğu O yargılama ile ilgili yargı kararları var. Hukuksuz yargılama olduğuna dair. Biz, Başkanım, o, 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada iddianameyi ortadan böyle bıçakla ikiye kestiler. Bir kısmı firari dosyası olarak kaldı. Firariler olduğu için. Biz firarilerin olmayan dosyada yargılandık. 9.000 cezalar aldık. 2 kere yargılandık. Sonra o onandı. Şu an biz o firari dosyasına, 220/5'ten sorumlu tutulduğumuz için İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanma başladı ve orada biz yargılanmaya devam ediyoruz. Aynı dosya, aynı iddianame. Ve o iddianameyi 5 mahkeme kabul etmeyip geri gönderdi. Ve gerekçeleri şu: "Bu dosyada hukuki bir yargılama yapmaya elverişli bir iddianame yok. Ortada hukuki bir metin yok." diyerek bu iddianameyi iade ettiler. Bu gitti geldi bir çok mahkemeye. Sonra o prosedürü siz biliyorsunuzdur. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi buna mecbur bırakıldı. Zaten Başkan bey dedi ki, 1. Ağır Ceza'nın Başkanımız, bizim avukatlarımıza, "Avukat hanım." dedi, "yani biz de bu dosyaya bakmak istemiyoruz zaten ama bizim üzerimize yıktılar. Bu bize kaldı. Mecburen bakıyoruz." dedi. Şimdi, bununla kanıtlandı zaten bunun hukuksuz bir dosya olduğu. Bir de Anayasa Mahkemesi'nin bizim dosya ile ilgili verdiği hak ihlali kararı var. Orada da gerekçe olarak diyor ki; "Sanıkları yok saymışsınız." diyor. "Ya, sanıkların lehine hiçbir şeyi dikkate ve kâle almamışsınız." diyor. Ve böyle oldu gerçekten. Ya biz adam öldürmeye teşebbüsten ceza aldık. "Adama sıktı." diyen arkadaşımızın ellerinde barut izi yok. Silahta el izi yok, DNA izi yok. "Ben oradaydım." diyen, orada bulunan ve "O gün hiç silah kullanmadım." diyen özel harekat, "Vuruldum." diyen özel harekatçının ellerinde barut izi var. Bakın bunlar hepsi yok sayıldı. Kamera kayıtları yok sayıldı. Hatta olay anını gösteren kamera kayıtlarının bulunduğu harddisk şu an Müsadere edildi ve satışa çıkarıldı. Deliller karartıldı. Dolayısıyla zaten bu dosyanın da geldiği ana dosyanın hukuksuz olduğu, hukuki kararlarla da ortada. Biz 5 yıl bu suçlamadan tutuklu kaldık. Her yerde haberlerimiz yapıldı bizim. Ve sonra, biz ilk mahkemede, sizden önceki Başkanımız Sayın Turhan beydi, yanılmıyorsam, bizimle ilgili tahliye kararı verdi. Ve Savcılık Makamı o tahliye kararlarına anında itiraz etti ve bizim tutuklanmamız gerektiğine dair, sonra o reddedildi gerçi. Şimdi, bizim bu dosyada tahliye edilmememiz kadar bizi suçlu gören Savcılık Makamı bu dosyada Özkan ve Uğur ile ilgili hiçbir talepte bulunmadı. Bakın dosyada benim adım geçmiyor. Ha, kimsenin adı geçmiyor. Adnan beyin adı, zaten Adnan beyin adını fix verir. Bizi de böyle toptan kullanıyor. İşte, "Yöneticilerin haberi var." diyor, "Talimat var." diyor, Noyan'ı, Bora'yı, Tarkan'ı söylüyor yanılmıyorsam. Çünkü isim vermek Özkan'la Uğur için bu dosyada cezaevine girmek istemeyenler için bir dokunulmazlık zırhı. Ya adamlar bizim adımızı iftirayla verdiğinde zaten tutuklanmıyorlar. Bunu burada da gördük. Ve derin devletin bir yöntemi bu.
Bunlar zannediyorlar ki böyle kıyamete kadar onlar derin devletin himayesinde böyle rahat rahat hareket edecekler. Öyle olmayacak. Derin devlet diyor ki, bana bakıyor, önce onlara bakıyor, diyor ki; "Sen" diyor, "Adnan Oktar ile bağlantını kestin. Camiadan ayrıldın. Tavrını da mahkemelerde bizim sana söylediğimiz gibi göster, şovunu yapıyorsun." Burada Özkan'ın yaptığı şovdu. Bence bir şovdu. Hepimiz gördük. "Basına da şovunu yapıyorsun." diyor. Bunu 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde de yaptırdılar. "Tamam, sen serbestsin. Sen tutuklanmayacaksın." diyor. Sonra, bana dönüyor. "Sen" diyor, "Adnan Oktar'a aşıksın. 'Bu camiadan ayrılmayacağım.' diyorsun. Faaliyetleri de göğsünü gere gere anlatıyorsun. Ben sana 9.000 yıl kararı böyle de onatırım. Ceza evinden de ölünü çıkartırım." diyor. Yani bu, derin devletin bize, kendi mantığınca, tırnak içinde söylüyorum, hiza etme yöntemi. Biz de bu yönteme gelmeyiz. Bakın onlar, Özkan ve Uğur derin devletin himaye etmesinin verdiği bu dayanılmaz ve hafiflik bir ferahlıkla kudurmuş gibi suç işliyorlar Başkanım. Sosyal medyadan karalama kampanyaları, ölümle tehditler. Şu an bütün etkin pişmanları örgütlemiş durumdalar. Özkan diyor ki, televizyona çıkmış: "Biz" diyor, "bu" diyor, "ben" diyor, "para ile yaptım bunu" diyor. "Bizim" diyor, "bu" diyor, "Devletin üstünde bir yapılanma." diyor. "Devlet köstek olmasın, bize yeter." diyor. Televizyonda, Habertürk'te bizim nasıl öldürüleceğimizi tarif ediyor adamlar, hiçbir şey yapılmıyor buna karşı. Şu an en son artık çıtayı daha da yükselttiler. Televizyonda mesela, sizleri tamamen tenzih ediyorum ve sözüm meclisten dışarı ama onların söylediği bir şey olduğu için söylüyorum, "Hakimleri, savcıları..." diyor, "gidiyoruz, konuşuyoruz." diyor. Fırat Develioğlu, bu dosyanın finansörlerinden biri. "Bu adamları ben tutuyorum." diyor. "Hakimler ve savcılarla gidiyorum, konuşuyorum. "Yeni mi atanıyor, yeniden gidiyorum, konuşuyorum." diyor. "Cezaevi savcıları ile konuşuyorum. Uyanık olmalarını onlara tavsiye ediyorum." diyor. Ya adamlar böyle çok pervasızca konuşan adamlar. Biri çıkıyor televizyona, gazeteci, diyor ki; "Yargıtaya" diyor, "Biz yazıp çizdik." diyor, "Neredeyse" diyor, "tahliye, beraat verecekler." diyor. "Bizim sayemizde" diyor, "beraat çıkmıyor." diyor, cüzdanını gösteriyor. Yani buradan hem hakimleri savcıları töhmet altında bırakma var, hem hükümeti töhmet altında bırakma var. Buna karşı hiçbir şey yapılmıyor. Yani tam ahir zaman. Hani, iyiler kötü bilinir, böyleler de iyi bilinir'in yaşandığı bir dönemi yaşıyoruz. Özetle, Özkan ve Uğur bu dosyada olmayacaklarının garantisini almışlardı ama sizlerin dikkatiyle, sizlerin vicdanı ile diyeyim, onlar bu dosyada buharlaştırılamadılar. Buharlaştırmışlardı ama sonra, o dikkat edin, dikkat çekti. Bu dosyalara dahil edildiler. Buraya geldiler. Şimdi doğruları söylemek durumunda kaldılar. Yani "Suç yok." işte, mesela kendi avukatları şey diyor; "Suçtan zarar gören yok." diyor. Mağdur, doğru, müşteki yok, mağdur yok. Dolayısıyla çıkan rapor da şu an lehimize çıktı gibi gördüm ben. Zaten, doğrusu da buydu. Nitelikli dolandırıcılığı ayıralım dedi gerçi savcım da, oradan da bizimle ilgili hiçbir yönü yok bunun. Bizim, yani, açıkçası karar birçok yönde çıkabilir. Biz gibi 7 senede çok fazla hukuksuzluk tecrübe ettik. Kararın ne çıkıp çıkmayacağı benim için önemli değil ama suçsuz olduğumuzu bilmek ve vicdanımızın rahat olması benim için yeterli bir beraat açıkçası. Bu nitelikli dolandırıcılık ve mali suçlar da oturmadı Başkanım bizim üzerimize. Gerçekten oraya, bu konuya girmeyeceğim, ama bir atıfta bulunacağım mecburen. Cinsel suçlar gibi. Cinsel suçlar nasıl oturmadı, böyle sakil durdu. Zaten bunu herkes itiraf etti. Bakın, operasyonu yapan müdür itiraf etti. Dosyamızın ve soruşturma savcısı itiraf etti. Karşı tarafına avukatları itiraf etti. Kurgu oturmadı dediler. Çünkü insanlar inanmıyor. Ya biz neden kadınlara tecavüz edelim? Ya aklımızı peynir ekmekle mi yedik? Türkiye'de kadına ulaşmak bu kadar mı zor? Adnan bey dünyanın en tanınmış insanlarından biri. Milyonlarca kadın aşığı var. Etrafında yüzlerce dünyalar güzeli kadın aşığı var. Hepsi aşkla bakıyor Adnan beyin gözünün içine. İstediği şekilde, helal haram sınırlarında istediği şeyi yaşayabilecek bir insan. Türkiye'de, geçen gün avukatım anlattı, adam Ferrari ile kafeye gitmiş, kafeteryaya. Kafeterya giriyor, çıkıyor. Ferrari'nin sileceğine not bırakılmış. Kadın ismi, soy ismi, adresi, telefonu. Ya, bu kadar serbest yaşanıyor. Biz Afganistan değiliz, Arabistan değiliz, Irak değiliz. Kadına ulaşmak çok kolay ve bize diyorlar ki Başkanım, duyduk bunu ve televizyonda söylüyor. Operasyonu yapan polis eskisi var. "İşte," diyor, "Ben" diyor, "şu kadar kızın namusunu kurtardım." diyor. Efendim namus kurtaracak genelevlere bakacak. Ya, burada tertemiz müminlerin hayatı üzerinden ben namus kurtardım edebiyatına girmeyecek. Ta, Abdülhamit'ten beri genelevler işletiliyor bu ülkede. Yani devletin polisi kapıda duruyor. Doktor vesikalık, işte, bilmem ne, muayene ediyor. Onlardan alınan fuhuş parasıyla vergi alınıyor. Vergiden maaşlar ödeniyor. Eğer birinin derdi namus kurtarmaksa genelevlerdeki turnikenin gerçeği var. Adamlar turnikeden geçip her gün yüzbinlerce müslüman kadın, evladımız bizim, yani devletin evladı, orada hayvanlardan daha aşağı vaziyette tecavüze uğruyorlar. Anal, oral, vajinal. Burada müminlere kolay böyle iftira atmak ama Allah Kur'an'da çok fazla ayette, hatta Nur Suresi 8 ayette arka arkaya bunu lanetler. Yani, dolayısıyla, bu, karar çıkabilir. Ben geçen mahkemede de söylemiştim. Benim için insanların buna inanmaması ve devletin inanmaması çok önemli.
Diyor ki dosyamızda, kadının teki; "Ben" diyor, arkadaşımıza, bu devlet bakın, devlet bunu whatsapp'larda ortaya koyuyor. Yani, bizim söylediğimiz bir şey değil. "Ya sen," diyor, "ne biçim bir adamsın." diyor. "Ya ben" diyor, o tabi çok argo söylüyor bunu, ben nezaket ile söyleyeceğim, "cinsel ilişkiye gireceksen gir artık." diyor, bizim arkadaşımıza, erkek arkadaşımıza. "Yeter" diyor, "Ben" diyor, "cinsel ilişkiye girmeyen adam ilk defa görüyorum." diyor. "Kendime vibratör alacağım." diyor. Öbürü diyor ki; "Sokağa çıkacağım. Kendimi ilk gördüğüm adamın altına atacağım." diyor. Ve biz bu kadınların iftiralarından, sırf ceza evine girmemek için iftira atıyorlar, korkutuldukları için, ceza aldım ben Başkanım. Ben aldım. 9.000 yıl ceza bunlardan aldık biz. Arkadaşımızı testis kanseri, tedavi görüyor. Amerikan Hastanesi'nde yatıyor. Oradan rapor aldık. Kız diyor ki; "Bu tarihlerde bana tecavüz etti." Çocuk orada hayatı ile cebelleşiyor. Kanser tedavisi gibi. Bunların hepsinden biz yani, Anayasa Mahkemesi'nin dediği şeyi ne kadar doğru olduğuna göre bizim lehimize her şey yok sayıldı.
Şimdi dolandırıcılıkta da böyle. Ya da işte Kaçakçılık. Şu anki konumuz. Ben karıştırıyorum hepsini. Bakın, 2018'de çok büyük bir operasyon yapıldı. Bu konuda tek bir müşteki, tek bir mağdur çıkmadı. 40 yıldır, İbrahim de anlattı, insanların gözü önünde bir camiayız. Yani biz dolandırıcılık yapsak ya da neyse kaçakçılık yapsak, mali bir suçumuz olsa diyeyim yani, ya bunun bir tane bile bir mağduru müştekisi olmaz mı? Bizim içimizden kaç tane etkin pişman çıktı efendim, ve bunlar ne yalanlar söylediler. Kendilerini cezadan muaf tutabilmek için, yöntem olduğu için. Hiçbirinin aklına gelmemiş bile nitelik dolandırıcılık. Bunlar şöyle yaptı böyle, mali konular ve hepsi şirket sahibi. Emre Kutlu var, Mustafa Arular var, Serdar Dayanık var. Etkin pişman kişiler yani, şu an unuttum bile isimlerini bir kısmının. Hiçbiri bunu dememiş bile. 99'da çok büyük bir operasyon yapıldı. Orada da biz mali konulardan yargılandık. Orada da hiçbir suç çıkmadı. 2007'de Fetöcü Fikret Seçen Savcının açtığı bize bir soruşturma oldu. Yine küçük kız konusu, mali konulardan yine hiçbir şey çıkmadı. Yani 20.000 kişi, 10.000 kişi yaklaşık, içimize gelip gitmiş, ya bir kişi de demez mi bu süreçte, "Ya bunlar bana da bunu yaptırdılar." diye. Dolayısıyla bunun olmadığı açık diye düşünüyorum. Özetle Başkanım, malımıza mülkümüze el koymak için oynanmış bir oyun. Ben açıkçası şöyle düşünüyorum. Malda mülkte bizim hiçbir gözümüz yok. Başımızın gözümüzün sadakası olsun. Bizim zaten, benim, arkadaşlarımın, Adnan beyin, bizim malda mülkte gözümüz olsaydı biz zaten burada olmazdık. İnsanlar, Özkan hani bize yamamaya çalışıyor ya, "Boş kağıda" diyor, "imza attılar." Kendi yaptıkları yöntemi biz yapıyormuşuz gibi gösteriyor. Biz o boş kağıdı verirdik Savcılığa, ben şu an sokakta keyfime bakıyordum. Benim ailem çok yüksek standartlarda yaşıyor. Ben, bir elim yağda, bir elim balda, ayaklarımı uzatarak dışarıda kar manzarasını seyrediyor olurdum yani. Ama ben Allah rızası için burada olmayı seçtim. Malda mülkte gözüm yok, ama şunu da söylemek istiyorum. Müminin tertemiz, alın teri ile kazandığı malına da çökmek haramdır. O maldan da hayır gelmez, ya ahlı mal çünkü. Biz hiçbir şeye ah ettiğimiz, ben, biz hiçbir şeye ah etmeyiz. Tepe tepe kullansınlar ama Allah ondan bir bereket getirir mi, onu da görecekler. Baksınlar, görsünler. Bu dosyaya, yani bizim böyle, hani blok, toptan böyle, paket program gibi ekleniyoruz dosyalara. Bir çok dosyada da yargılanıyoruz. Bakın, derin devlet bizim camiamızın etki gücünü, manevi gücünü biliyor ve çünkü bu tecrübeyle sabit Başkanım. Mesela Doğu Perinçek'in tespiti çok önemli. Diyor ki; "AK Parti'nin" diyor, "iktidara gelmesinde, Adnan Oktar'ın' diyor, "manevi, Anadolu'daki manevi o zemini hazırlaması çok etkiliydi. Yoksa," diyor, "Ak Parti iktidar olamazdı." diyor. Doğru söylüyor. AK Parti iktidar olamazdı bu manevi çalışma olmasa. Mesela Darwinizm, Adnan bey bunu başarmasaydı 40 yıldır, Devlet gücü de olsa elinizde, bir sene önce bunu müfredattan çıkartamazdınız. Yani dolayısıyla bunun altyapısını hazırlayan birileri gerekiyor ve Adnan bey çok hayırlı bir insan. Elini neye atsa da bundan hayır getiren bir insan. Şimdi en son biz, bağnazlık, Adnan bey ilmen, bağnazlığı, çünkü insanları dine, Allah'a mesafeli hale getirdiği için buna el attı. Bununla mücadele ediyorduk biz. Bu bardağı taşıran son damla oldu ve buradan bize saldırmaya başladılar. Bakın bu dosyaların, işte mali suçlar, diğer bütün suçlar, bunların hepsinin geliş noktasında, iddianamelerde bizim İslam'a modern bir yorum kattığımız, işte, geleneksel normların ötesine, aykırı bir inanca sahip olduğumuz, saçma sapan iddialar var. İslam'a modern bir yorum falan katmıyoruz. İslam zaten modern. İslam zaten özgürlükçü. Zaten demokrat. Zaten kadınları 1. derece, hatta pozitif ayrımcılık yapıyor kadınlara İslam. Ama bunu böyle göstermiyorlar. Hurafelerle, olmayan, Kur'an ile çelişen, Peygamberimiz'e izafe ettikleri ettikleri hadislerle İslam'ı bambaşka bir din haline getirmiş durumdalar. Herkes dinden uzaklaşıyor. Yani, buna karşı susalım mı? Bizim konuşmamız, doğruyu anlatmamız fitne, yani, onların, buna susulması da fitne olmamış mı oluyor? Efendim bakın, şöyle düşünülüyor, diyorlar bazıları. İslam 610'da inmeye başladı, Kur'an. O dönemde sahabe ayetleri dinlediğinde o döneme hitap ediyor. O dönemin ihtiyaçlarını karşılıyor, ama şu an yıl olmuş 2025. Şu anda Kur'an bu dönemin ihtiyaçlarını karşılamıyor ve o zaman dini reforme edelim. Efendim bu yalan bir kere. Böyle bir şey yok. Üstat diyor ki, ben 6 sene önce bu sözü okudum ve çok, yani, bence Kur'an'ın en büyük mucizesi, diyor ki; "Kur'an'ın şebabetindendir." diyor. Şebabet taze kalmak demek. Eskimemek. "Kur'an'ı şebabetindendir. Her okunduğu asırda sanki o asra inmiş gibi o asra bakar, baktırır, ders verir." diyor. Kur'an'ın en büyük mucizesi, işte, 19 mucizesi, işte, matematiksel mucize, bunların dışında, siz hangi yıl elinize alsanız Kur'an'ı, şu anda da ben açtığımda direkt benim hayatımı görüyorum ben Kur'an'da. Dolayısıyla Kur'an reform hareketi, yok Kur'an'ı günümüze uyarlama gibi bir şey yok ama zorlaştırıyor. Ben bunu yapana saygı duyuyorum ama Başkanım, abdest ayeti 4 farzdan oluşan bir ayet. Yani, "Kolunuzu yıkıyorsunuz, yüzünüzü yıkıyorsunuz, başınızı mesh ediyorsunuz, ayağınızı topuklara kadar." diyor Allah. Bozan 2 konu var; ayak yoluna gitmek, cinsel ilişki. Ve bulamadığında su, elini temiz toprağa vuruyorsun yüzüne çarpıyorsunuz. Bakın, Allah, sadece Kur'an'da Maide Suresi 6. ayette geçer, tek ayet. Bu ibadeti aldılar. 40 aşamadan oluşan bir ibadete dönüştürdüler. Hayır, bunu Allah rızası için, sevap için, takva almak için yapana ben zaten hayranlık duyuyorum ama insanları zorlaya, zor insanları kaçırır. Biz bunun doğrusunu anlatıyoruz. Ben kaç kişi tanıdım. "Niye namaz kılmıyorsun?" dediğimde "Abdest almaya çok üşeniyorum." diyor.
Mesela baş örtüsü, ben baş örtüsü takmıyorum. Kur'an'da baş örtüsü yok ama takana çok saygı duyuyorum. Bizim arkadaşlarımız da takar çünkü baş örtüsü farz değil Sayın Başkanım. Yani, ben, iki ayet var tesettür, Kur'an'da. Bakın, Nur Suresi 31, Ahzâb Suresi 59. Kapatacağı yeri Allah, bakın, Kur'an'ın hiçbir ayetinde, 6.000 küsur ayetin hiçbir noktasında baş örtüsü kelimesi geçmez, Saçını ört geçmez. Diyor ki Allah; "Göğsünü, cinsel organını kapat. Bu kadar. Arapçası da "velyadribne bi umurihinne ‘alâ cuyûbihin(ne)". Yani, örtünü, ‘alâ cuyûbihin(ne), "Cünuplarını kapat." diyor. Farz olan budur. Ahzâp Suresi 59'da da, 2 ayet var zaten, "Eğer tedirgin oluyorsan, iffetinin tehlikeye gireceği bir ortama giriyorsan," şartlı yani, "bunu gerekli görüyorsan cilb'abını kapat." diyor. Çarşafını, gömlek, gömlek anlamı da var. Yaranın üstünü kapatan kabuk anlamı da var bunun. Üstüne istiyorsan çarşafını giyersin. Kadına bırakmıştır Allah. Yani, biz bundan dolayı da fitne çıkarmakla suçlanıyoruz. Suçumuz ne? Kur'an'da başörtüsü yok demek. Efendim, ben aklımı peynir ekmekle mi yedim? Ben bu yaşımda 9.000 yıl ceza evinden çıkmamayı göze aldım. Ya ne diyor bize derin devlet? "Ben seni, kusura bakma, yani hukuk kaldırmış, şu an elverişli değil, seni asamıyorum. Seni ben cezaevinden tabutunla çıkaracağım." diyor. Ben bu yaşta bunu göze aldım. Küçücüktüm. Adnan beyle daha tanışmıyordum. Lise öğrencisiydim. Adnan beyin kitabını okudum. Namaz kılmam gerektiğine vicdanen kanaat getirdim. Annem babam kızıyor diye gizlice namaz kılıyordum. Sabah namazlarını şaşal şişeyle balkonda abdest alıyordum. Okulda disipline gidiyordum, Avusturya Lisesi'nde. Küçücüktüm, bunları göze almışım. Şu an cezaevinde ölmeyi göze almışım. Allah farz kılmış olsa ben başımı kapatmaktan mı imtina edeceğim? Ya saçımı örtmek mi benim nefsime ağır gelecek de yapmayacağım yani? Ya o yüzden bunları çok haksız buluyorum ama, Başkanım, ve bize bir de ehl-i sünnete aykırı diyorlar. Bize aykırı diyen zaten ehl-i sünnete aykırı, haberi yok. Bakın ehl sünnete aykırı olmaması için bir adamın, kadınla aynı ortamda bulunamaz. Kadın sesi dinleyemez. El sıkışamaz. Göz göze bakamaz. Karısını dövmesi gerekiyor. Namaz kılmayanın kafasını kesmesi gerekiyor. Oruç tutmayanı hapsedecek, aç bırakacak. Karısını aç bırakacak. Çünkü kadın doyar ise azar diyor hadiste. Ve bu hadisleri makbul kabul ediyorlar. Geçen gün Pelin Çift'in programında dinledim ben, bilmiyordum, kahkaha abdesti bozar diyor. Hanefi, orada hanefiliği anlatan bir ilahiyatçı vardı. Ya zaten abdesti zorlaştırmışsın sen. Adam zaten sabah kalkıp 40 aşamalı abdesti alamıyor. Bir de üstüne kahkaha attığında yeniden abdest, insanlar iyice dinden uzaklaştılar. Adnan bey bunu sağladı. Ve bakın, inanın bana, bizi kalp gözü açık olup kalp gözüyle değerlendiren, mesela tanıyorsunuzdur belki, bilmiyorum, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Nakşibendi'nin en önemli şeyhlerinden biridir. Adnan beyi çok sever, manevi oğlum der zaten. Bizi çok seviyordu. Ben de çok seviyorum. Allah rahmet eylesin. 2011'de, bizim danslar konu yapılıyor. Diyor ki, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ki, Ortodoks İslam'ı böyle en titiz yaşayan insanlardan biri;
"Acayip bir tecelli var," diyor, "Adnan Oktar'ın üstünde. Kuvvetli bir tecelli var." diyor. "Türkiye'de bir tane." diyor. "İkincisi yok." diyor. "Olur, başka membadan." diyor. "Hani, Süveyş'ten bir gemi geçer, ikincisi geçemez ya," diyor. "O da o neviden bir kimsedir." diyor. "Onun gittiği yoldan başkası geçemez. Herkesin tecellisi farklıdır." diyor. Adnan bey Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri'nin damadı Kemal Kacar beyefendi ile tanışıyor. Bediüzzaman hazretlerinin mutlak vekilleri ile tanışıyor. Bunlar hep Geleneksel İslam'ı yaşayan insanlar ama, bizim uygulamalarımızdaki Hikmet'i Hayr'ı görebilmiş insanlar. Dolayısıyla tecessüsle bakmayan, müslümanca bakan. Kalp gözü açık olan zaten bizim yaptığımız şeyler hayrı, hikmeti görebiliyor. Biz demiyoruz ki; "Dini böyle yaşa. " Ama böyle olsan da dinden uzak olma. Dans edebilirsin. Dekolte giyebilirsin. Yani, harama bile girmiş olabilirsin. Tövbe et ama namaz, beynamaz olma. Namazsız olma. Allah'tan, bunu anlatıyoruz. Bu da, Sayın Cumhurbaşkanımız ne dedi; "Mezhepçilik fitnedir." dedi. "Ben şii'yim, ne sünniyim." dedi. Bunu Adnan beyi dinledikten sonra demişti. Biz de aynısını diyoruz. Dolayısıyla yaptığımızda hiçbir yanlış yok. Son birkaç bir şey söyleyeceğim. Bize yapılan operasyon, Başkanım, gerçekten çok büyük bir deprem etkisi oluştururdu. Bu şu an Santorini'de hani, deniyor ya orada volkan patlarsa işte, kıyıya şu kadar zamanda bunun artçı şoklar, dalgalar ulaşacak falan deniyor. Bizim 11 Temmuz 2018'de yapılan operasyon 3 yeri vurdu. Birincisi, artçı şok, gençler, ikincisi kadınlar, üçüncüsü ekonomi. Bizi ortadan kaldırdılar. Derin devlet çünkü, danslar falan bahaneydi. Danslar; yok ehl-i sünnete aykırı, yok dini ahlaki değerlere aykırı. Ya bunu böyle olmadığı zaten Anayasa Mahkemesi kararı ortaya koydu. RTÜK mecbur kaldı, kanalı kapadı, derin devlet baskısıyla. O danslar sorunlu olsa, bizim aile yapımıza, işte, genel yapımıza, Türkiye'de hiçbir dizinin zaten tedavülde kalmaması gerekiyor. Devlete aciz gösterme, kiralık katillerle devletin yapamadığını yaptırtma, fuhuş, zina, hepsi var. Konu o değildi. Konu, anlatılan konulardı ve bakın bizi ortadan kaldırdılar. Ne oldu? Açık kaldı. Yayını kapat. Ortaçağ zihniyeti, Hitler gibi kitapları yaktırt. İnternetteki şeyleri kapat. Doldurabiliyor musun? Kadro yok ki. Bizim yerimize o zaman biri. Çünkü bunu yapan Kur'an müslümanlığını anlatması gerekiyordu ve siz, cübbeli, işte, şalvarlı, çember sakallı. Bakın ben kesinlikle var olmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye'nin yapı taşları. Manevi bekamız için çok önemli tarikatlar, cemaatler. Bunu ama bir şey anlaşılsın diye söylüyorum yoksa istedikleri gibi yaşamakta her zaman özgür olmalılar. Kıyamete kadar. Ve bunun birinci savunucusu da Adnan bey, koruyucusu. Ama evine fitne aracı diye televizyon sokmayan bir zihniyet, ya şu an elinde yapay zeka ile hareket eden Nasa'ya, Mars'a adam yollamak için proje üreten bir jenerasyona ulaşamaz. Bizim dediğimiz buydu ve şu anda da ulaşamıyorlar. Dolayısıyla gençlik Ateizm, Deizm'e kaydı. Kadınlar, ödü kopuyor şu an. Cumhurbaşkanımız geleneksel bir çizgiden geldi. Evet, "Milli görüş gömleğimi çıkardım." dedi. Modern bir insan, ama insanlar bunu ısrarlı olarak görmek istiyorlar. Aylin geçen gün Einstein'ın sözünü söylemişti. Yani, ön yargıları kırmak çok zor. Kadınlar şu an onların zannettiği gibi bir İslam hakim olduğunda dayak yiyeceğini düşünüyor. Yarım insan olacağını düşünüyor. Namazı bozan hayvandan aşağı olacağını düşünüyor. Bunu biz ortadan kaldırıyoruz. O yayınlarla kaldırıyorduk. Bunu da ortadan kaldırdılar. Bakın, bana mahkemede, Başkanım, 7 yıl, hatta 1. Ağır Ceza için hazırlamıştım. Buraya getiremedim, ya unuttum. Suçlamalara dair tek bir soru sormadı, ne Savcı, ne Hakim bey. Ne sordu, biliyor musunuz? Böyle ekrana kocaman dans görüntülerimizi verdi, Silivri'nin koca ekranlarına. "Bu dans eden sen misin?" dedi. Ya bensem, 9.000 yıl ceza evinde ölmem müstahak mı, vacip mi olmuş oluyor yani? Müstahak mı oluyorum ben, 9.000 yıl cezaevinde öleyim mi? Dans eden bensem. Suçum ne? Müzik çalmış 3 dakika, müziğe uyumlu hareket etmişim yani. Bu bakış açısıyla yargılandığımız için biz de bunları anlatma ihtiyacı doğuyor ve ekonomi, ekonomi biz gözaltına alındığımızda, bakın 3 TL'ydi 3,50 TL'ydi. Adnan bey ilk, 17 Eylül 2019 derin devlet Adnan Menderes'i astığı tarihe bize ilk mahkeme tarihi verildi. Bize kendince mesaj veriyor. Bizim de buramızdan giriyor, buramızdan çıkıyor. Hiç de umurumuzda değil. Dolar 8'e çıktı. Adnan bey hatta ilk mahkemede şey dedi, ilk savunmasında; "Bakın," dedi. "3'tü, 8'e çıktı." dedi. "Ya bu böyle devam eder." dedi. Şu an 36. Çünkü, ne yaptılar Başkanım? Bir çok örneği var da bir örnek vereceğim. Ben Dragos'ta Kandilli'de kalıyorum. Yelizler geldi mi, bilmiyorum. Yeliz de benimle birlikteydi. Birkaç arkadaşımız da vardı. Kadınlar bakın, evde erkek yok. İçeri girdi özel harekat. Onlarda suç bulamam ya onlar zaten emir eri, yapması gerekiyor. Bizi yere yatırdılar. Yüz üstü. Ellerimizden, arkadan kelepçelediler. Tekmelendik. Üzerimize köpek yürütüldü. Hepsini iade ediyorum, hakarete uğradık. Ve bunları çekmişler ve bu çektiklerini ikinci yargılamadan sonra, 9.000 yıl ceza kararları yeniden çıktı. Çok iyi hatırlıyorum, şeyden dolayı. 6 Şubat depremlerinden böyle 2-3 hafta önce, bizim bütün bu, sanki hani, uyuşturucu baronları yakalanıyor ya, Ataköy rezidansta falan, adamların resimlerini çekiyorlar, böyle ters kelepçeli, yerde yatıyorlar. Azılı manyakların. Azılı suçluymuşuz gibi kadınların, tertemiz, elinden yüzünden nur akan, yanımızda 20'li 30'lu yaşlarında arkadaşlarımız vardır. Hepimizi çektiler. Servis ettiler basına. Şimdi siz bu görüntüleri basına verdiğinizde adam şey demez mi yani, vatandaş devletin evladıdır ya, Devlet baba deriz yani. "Sen kendi ülkende, kendi kız vatandaşına, kadın evladına bunu yapıyorsan ya bize ne yapmazsın? Ya, düşman, evladına düşmanı hukuku uyguluyorsan bize ne yapmasın." diyorlar ve gelip bakın burada yatırımcı yatırım yapmıyor. Ya bunun tabii çok fazla daha detayı olabilir de ben hani bir örnek vereyim dedim. Bunlar bundan kaynaklanıyor. Dolayısıyla, devlete de operasyon çektiler. Yani bizim üzerimizden, Adnan bey bunu zaten hep söylüyor, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Hükümetimize de operasyon çekildi bu şekilde. Ekonomi çökertilmek istendi. İşte sanki, Sayın Cumhurbaşkanımızın dine bakış açısında bir sorun varmış gibi gösterilmeye çalışıldı ama devlet bizim yanımızda. Bizim aleyhimize hiçbir zaman konuşmadı. Sayın Devlet Bahçeli çok çok mühim bir insan. Bir kere ismi çok özel. Devlet ismi zaten manidar. Bahçeli ismi Kehf suresinde geçer. Kehf suresi baştan sona Mehdiyeti anlatan , ahir zamanı anlatan bir suredir. Hızır konusu vardır. Zülkarneyn konusu vardır. Ahir zamanda hapsedilen gençlerin konusu vardır. Orada nasihat veren hayırlı bir Bahçeli'den bahsedilir. Sayın Bahçeli şöyle bir şey dedi Sayın Başkanım. 2 yargılamadan sonra, 9.000 yıl cezalardan sonra. Bir konuşmasında; "Kuyudaki gençlere sesleniyorum." dedi.
"Evet, kuyunun dibindeler ama..." dedi. "...biraz sabredecekler. Hepsi oradan birer Yusuf olarak çıkacaklar." dedi. Sayın Bahçeli'nin böyle konuşmaları ledünni konuşmalardır. O şifreleri çözmeye çalışıyor insanlar genelde televizyonda, ellerinde çubuklarla, çözemiyorlar. Biz devletimizin bize ne mesaj verdiğini çok iyi anlıyoruz. Bu da bizim için çok değerli. Gerisi de teferruat. Devlet bize güvensin, gerisi teferruat. Adnan beyin dediği şeye aynen ben de katılıyorum. Gerekirse burada kalmaya devam ederiz. Aynı, vatan toprağı, bizim için hiç fark etmiyor. Son olarak, sonuç bölümüm, bir yapılanma var Başkanım. Doğu Perinçek şey demişti, çok iyi hatırlarsınız. Ergenekon'dan sonra. "Biz" dedi, "bütün tarikatların, cemaatlerin kökünü kazıyacağız." dedi. 2023 yılında da, 29 Aralık 2023'te de bir televizyon programında dedi ki, "Biz" dedi, "Ergenekon'dan sonra," dedi, "Silivri'den çıktıktan sonra," dedi, "söz vermiştik." dedi. "Tarikatların, cemaatlerin kökünü kazıyacağız diye." dedi. "Bu sözümüzü tutuyoruz ve bakın." dedi, "Adnan Hocacılar da temizleniyor." dedi. Bunların böyle belli ekipleri var. Bunu herkes biliyor. Yazılıyor, çiziliyor. Böyle, Burak Bekiroğlu denen bir adam, Mücahit Birinci, Hilal Kaplan, Selman Öğüt, Nedim Şener falan, bunlar yani mahkemelerin kararları Uyap'a düşmeden bunların eline gidiyor. Sosyal medya sohbet odalarında hukuk adamları aleyhine konuşmalar yapıyorlar. "Kararları biz çıkarttık." falan diyebilecek kadar pervasız hareket eden böyle bir enteresan yapılanmalar. Şunu söyleyeceğim. Bütün dünya karşımıza dikilse bizim kimseden bir korkumuz yok. Biz Allah'a güveniyoruz. Allah sevdiğine kıskançtır Başkanım, bitiriyorum. Allah, ya bu şey, Tevrat'ta da Allah'ın bu vasfı geçer, ama bu hani karı koca kıskanması gibi, tabii dünyevi süfli bir kıskanma değil. Allah sevdiği kuluna değer verir. Değer verdi kulunun canını yakanın da canını yakar. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste diye bir söz vardır. Biz kimseye ah etmedik. Bediüzzaman çok güzel diyor; "Husumete vaktimiz yok. Kardeşlik zamanı." diyor. "Allah'a havale ettim." diyor. Bizim zaten, ben hep diyorum. Özkan olmasa başkası olur. O olmasa. Ya, müminlerle mücadele edecek biri sevap olması için mutlaka olur ama kiminle mücadele edildiğine, kime hukuksuzluk yapıldığına, zulmedildiğine çok iyi bakmak ve çok iyi tartmak gerekiyor. Adnan bey çok hayırlı bir insan. Bakın, bütün müslümanlara kol kanat germiş. Bütün müslümanların hamiliğini yapan bir insan. Ya, onların yapması gereken faaliyete de, bakın, onlar siper arkasında. Ya kim bugün çıkıyor Mehdiyeti anlatabiliyor? Kim Darwinizm'i anlatabilir? Hiçbiri yapmıyor. Korkuyorlar, çekiniyorlar tepki alacaklar diye. O tepkiden dolayı siper arkasına gidiyor. Onların yapması gereken faaliyeti de biz yapıyoruz. Ve bütün tehlikeyi de paratoner gibi üstümüze çekiyoruz. İngiliz derin devleti bize sıçrıyor. Bütün yobazlar bize sıçrıyor. Darwinist lobi bize sıçrıyor. Yani, dolayısıyla çok hayırlı bir insan. Bugün herhangi böyle hukuksuzluk böyle bir zulüm olsaydı, temin ederim sizi, ilk Adnan bey çıkar, televizyonda onları savunurdu. Bakalım onlar yapamıyorlar. Çünkü ben onlarla çok görüştüm. Çünkü söylüyorlar da. Yani, tabanlarını koruma altına tutmak için buna mecbur olabilirler. Bunu da saygıyla karşılıyorum. Onlara gelecek zaten bize gelsin. Bize hiçbir şey olmaz. 300 kişilik bir topluluğuz biz. Adnan bey bizi çok güzel yetiştirdi. Çok sağlam müslümanlarız. Alimallah bize hiçbir şey olmaz. Sadece, benim avukatım da hep der, Sayın Ahmet Gökcen, bugün gelememiş. "Size yapılan bu zulüm..." der, "...Gayretullah'a dokunuyor." der. Bana en az 5 kere dedi. Bakın, koronavirüs bir ahir zaman alameti. Son 2 dakikam kaldı, bitiriyorum. Korona salgını. Peygamberimiz haber veriyor. "Bunlar olmadan," diyor, "kıyamet kopmayacak." diyor. Bir dabbetü'l arz, bilgisayarın çıkışıdır. Biri duhan zuhuru, bunu anlatır, koronadır bu. Peş peşe, o hadisle Peygamberimiz koronayı anlatıyor. "Beyaz bir ölüm." diyor. "Doğudan çıkacak, batıyı bitirecek." diyor. "Burundan girecek." diyor. "Kimi," diyor, "hafif nezle ile geçecek. Kimi," diyor, "ölecek" diyor. "Beyni pişirecek." diyor. "40 gün, 40 gece evlerinden çıkamayacaklar." diyor. İtalyanca, biliyorsunuz, karantina 40 gün demek. Yani, karantinaya alınacak. Hepsini söylüyor. "Hac yasaklanacak" diyor, "onun döneminde." İlk defa, tarihte ilk defa korona salgınında hac yasaklandı.
Ve bakın Başkanım. Tabii ki şunu demiyorum. Bunun altını kalın çizgilerle çiziyorum. Bize bu yapıldı, korona oldu. Böyle çocuksu bir bakış açısı hiçbir müslümanın olmaz ama müslüman da işaretleri görür. Bakın koronavirüs bize, Adnan beyi, böyle meşhur bir görüntüsü var. Ağzını burnunu kapatarak, yanında iki tane memur sağlık kontrolüne götürüyor. Bakın, hiçbir azılı manyağa yapılmayan hareket bu. Nefes alamayacak gibi Adnan beyi götürüyorlar. Belinden bastırmışlar. Show yapıyorlar. Onlar zaten, dediğim gibi, o yapmazsa başkasına yaptırılır yani. onların emir erine diyecek hiçbir şey yok. Ona derinlerden bir talimat gelmiştir. Ama ne oldu? Adnan beyin böyle ağzını kapadı, onu da matahmış gibi televizyonda sürekli gösteriyorlar. Allah bütün dünyanın ağzını kapadı, maskelerle. Bakın, bizim ilk yargılamanın, ilk celse bitti, nitelikli dolandırıcılıktan da o zaman tutuklandık biz. Toplam ayrı 5 suçtan tutuklandık. Cezaevinde zaten yatarından fazla olan, yatmış arkadaşlarımız 100 tane hanım, sırf üzerilerine daha da baskı olsun diye ev hapsine mahkum edildiler. 1 yıl. Ama ne oldu Başkanım? Bakın, Allah bütün dünyayı eve hapsetti. Benim babam telefonda bana şey diyor, cep telefonunda. "Bak siz kimseyle, sevdiklerinizle görüşemiyorsunuz. Allah hiç kimseyi görüştürmüyor." dedi. Kumpasçılar dalga geçiyorlardı. "Bak, işte serbest kalacağız, sahilde yürüyeceğiz, kahvemizi Bebek'te içeceğiz." diye düşünüyordunuz, "Sahilde yürüyemiyorsunuz." diyordu. Allah sahil yolundaki bütün o bankları oradan kaldırttı. Hiçbiri yürüyemediler. Dolayısıyla, Başkanım, son cümlem, pardon, yani ben vicdanen hani bunları söylemeye kendi üzerimde bir borç bildim. Suçum olmadığını biliyorum. Karar sizin vicdanınıza kalmış. İnşaAllah hukuki bir karar çıkar ama, dediğim gibi, karar ne çıkarsa çıksın, zaten benim vicdanımda suçsuz olduğumuzu bilmem ve gece cezaevinde kafamı böyle yastığa rahat koyuyor olmam zaten benim için yeterli bir beraat.
Teşekkür ederim.
-------------
Müdafii Av. Ömer Oğuz Güleryüz