Merve Büyükbayrak'ın Savunmasının SEGBİS Dökümü -2-

Makaleyi sesli dinlemek için

Müvekkilim Merve BÜYÜKBAYRAK’ın, 07/02/2025 tarihli, 2024/414 Esas sayılı dosyada yapmış olduğu savunmasının SEGBİS dökümü aşağıda sunulmaktadır.

SANIK MERVE BÜYÜKBAYRAK : Saygılarımı sunuyorum. Sayın Başkanım,

Yargıtay kararı, yani bizim açımızdan aslında güzel oldu. Biz manevi olarak, ben şahane olarak addediyorum. Yani Yargıtay kararını biz televizyonda gördük. Tebrik faksları havalarda uçuştu. Yani böyle olmasa bizim sevabımız, şerefimiz eksik kalırdı. Bizim için tamamlandı. O yüzden Allah gönlümüze göre yarattı. Ama Kur'an'daki bahsi geçen imtihanlarla da bir benzerlik oluştu. O açıdan da bizi manevi olarak çok tatmin eden bir güzellik oldu. Bu konuda hiçbir sorunumuz yok. Ama teknik gözle baktığımızda açık bir hukuk skandalıyla karşı karşıyayız. Derin devletin, yani İngiliz derin devleti ve işte onun kollarını, bu zaten (anlaşılmadı) ahtapot gibi. Bize diş geçirememiş olmasından kaynaklanıyor. Yani diş geçirdiklerine zaten uğraşmıyorlar, siz de farkındasınız. adam diyor ki ona, tamam diyor biz seni korkuttuk, Adnan Oktar'dan ayırdık, camiayla bağlantını kestik, mahkemelere çıktın, bizim sana dikte ettirdiğimiz gibi şovunu da yaptın, basına da şovunu yapıyorsun, tamam sen ne yaparsan yap diyor. Üzerinde mesela 10 tane kadına tecavüz suçlaması oluyor, suç olmadığı da bilindiği için. Onu özgür bırakıyorlar, onunla uğraşmıyorlar. Sonra bize dönüyor ve bakıyor, sen diyor Adnan Oktar'a aşıksın, işte sonsuza kadar ayrılmayacağız diye konuşuyorsun orada burada. E çıksam da aynı faaliyetleri yapmaya devam edeceğim diyorsun, Adnan Bey demin dedi zaten. E biz sana işte böyle 9000 yıl cezaları onatırız diyor. Yani bu derin devletin istediği politikalara uymayan insanları kendi derin devlet yöntemleriyle bir hiza etme projesi. Ama biz hiçbir zaman böyle derin devlet yöntemleriyle hizaya gelecek bir camia değiliz. Yani onların anladığı anlamda da hiza olmayacağız. Ben o yüzden yinelemek istiyorum. Yani bu camianın ayrılmaz bir parçasıyım. Adnan Bey'in yanındayım. Çünkü Adnan Bey'e aşığım. Yani onunla evet bir gönül birliğim var, fikir birliğim var, inanç birliğim var ama ondan öte bir bağlılığım var. Canımdan bir parça mı Adnan Bey benim? Bakın Allah ayette söylüyor. İlk indirilen peygamberimize iki ayet Allah'ın kovduğu şeytandan Allah'a sığınırım. Yani o ku yaratan Rabbin adıyla biz insanı bir alaktan yarattık. Oradaki alak, rahimdeki alak zannediliyor. Halbuki alakın bir anlamı da sevgidir. Bütün dünyanın yaratılışı amacı sevgi. Bizim burada bulunma amacımız da sevgi. Kelepçelerin varoluşu amacı da sevgi. Dünyadaki hedefimiz de sevgi. Hani unu suyla karıştırırsınız, o böyle vıcıklaşır, yapışkanlaşmaya başlar. O yapışkanlığı sağlayan bir protein var. Bizimle bir arada olmamızı sağlayan proteinimiz sevgi. Bunu anlamayan insanlar, sevgiden nasibini almamış insanlar sürekli bizimle ilgili bir bit yeniği vardır gözüyle bakıyorlar. Yani kaz bir şey çıkacak bunlardan. İddianameler düzenleniyor, biz yargılanıyoruz. Şu an bir sürü mahkemede daha yargılamalarımız devam ediyor. Bir şey çıkmıyor. Bizi ne suç bulabiliyorlar, ne bizi birbirimizden ayırabiliyorlar. Yok diyor, biraz daha kaz, bu sefer çıkacak diyor. Böyle olmadık bahanelerle yeni iddianameler düzenleniyor. Yani bunu dibine kadar da kastalar bizden sevgi, kardeşlik, muhabbet dışında hiçbir şey çıkmayacak. Hatta şöyle anlatabilirim diye de düşündüm bunu. Dünyada yedi ana renk var. Biz o renkleri birbirine katıştırarak diğer renkleri de oluşturuyoruz. Cennette dünyada bildiğimizin tanıdığımızın dışında çok fazla renk olacak ama şu an insanlar bunu hayal edemiyorlar. gözüne canlandıramıyor. Çünkü onun insanın DNA'sına, ruhuna kodlanmış olması lazım. Gerçek sevgi de böyle bir nimet. Ve bir insanın kalbine, ruhuna Allah gerçek sevgi vermediyse de hayat boyu bu nimetten habersiz olarak yaşıyor. Ve sadece samimi iman edenlere nasip olan bir nimet. Buna sahip olmayanlar da tarih boyunca hep bunu yaşayan mü'minlere karşı kinlenmişler, husumet duymuşlar, kıskançlık duymuşlar. Ta ilk Hazreti Adem'den itibaren ilk cinayet Kabil Habil'i öldürür. Sevgi cinayetidir. Yani sevinmesini kıskanır. Mesela Hazreti Yusuf kuyuya atılıyor, kardeşleri atıyor. Babası daha çok sevdiği için kıskanıyorlar. Sonra gidiyor Mısır'a köle olarak satılıyor. Mısır'da zindana atıyorlar. Aynı bu dava dosyasındaki gibi kadınların organize cinsel suçlama kötülüğüyle deliller lehine olmasına rağmen hapiste unutuluyor 7 yıl. Tamamen orada da sevgisi kıskanıldığı için oluyor. Biz de şu an bunun bir benzerini yaşıyoruz. Adnan Bey'i, benim kalbimdeki, ruhumdaki sevdiğim Adnan Oktar haline getiren, onun karakterine, ahlakına, kişiliğine, imanına dair bütün güzellikler zaten benim 30 yıldır bilinçaltıma, bilinç üstüme, kalbime, her yerime işlemiş durumda. Yani ben çok iyi bilerek seviyorum. Neden sevdiğimi? Hem Adnan Bey hem arkadaşlarım. Sevgi arşivim çok sağlam. Dolayısıyla ben bu kadar güzel sevdiğim, bu kadar gönül huzuruyla, aşkla, tutkuyla hem sevdiğim hem sevildiğim iliklerime kadar bana sevdiğini hissettiren, beni rahat ettiren ruh eşim dediğim, Adnan Bey benim ruh eşim, ruh eşim dediğim bir insanı Allah bana kaderimde yaratmış. Ben böyle bir sevgiden vazgeçer miyim? Elbette ki vazgeçmem. Hiçbir şey sevgiden daha kıymetli değil bu dünyada. Buna benim canım da dahil. Yok sizi diyorlar ayıracağız, dağıtacağız. Dağıtamazlar. Çünkü Kur'an ayetleriyle müminlerin birlikteliği güvence altına alınmıştır. Bundan habersizler. Mesela geçenlerde Zebur'da da vardı. Zebur'un ilk sayfaları ahir zamanı anlatır. Ahir zaman müminleri için Allah diyor ki orada bütün dünyanın kötüleri bir araya gelecekler, birleşecekler. O müminlerin arasındaki ipleri bağları koparmaya çalışacaklar, onları dağıtmaya çalışacaklar ama Rabbin onlara bakar, onlarla eğlenir, onlara güler diyor. Yani onlar kafesteki maymun gibiler, bu derin devlet elemanları ve ona çalışanlar. Allah hiçbir zaman erişemeyecekleri bir şeye yeltendikleri için onlarla eğlendiğini mecazi olarak anlatır. Dolayısıyla ben buna böyle bakıyorum ve bize hiçbir zararları dokunmaz. 9000 yılı on atmış bize çok hayırları oldu. En fazla birbirimizle görüştürmüyorlar. İşte kısıtlık koyuyor, birimizi Van'a koyuyor, birimizi Hakkari'ye koyuyor, Manavgat'a koyuyor, aramızdaki mesafeler açıyor. Şey diyor, gözden ırak olan, gönülden ırak olur. Bunları görüştürmeyelim, birbirlerini unutsunlar. Bir kere o söz atasöz ama küfri bir söz. Yani gözden ırak olan, gönülden ırak olsa bizim peygamberleri hiç sevemiyor olmamız gerekir. Allah'ı hiç görmeyeceğiz, hiç sevemiyor olmamız gerekir. Böyle bir şey mümin için geçerli değil. Hazreti Yusuf kuyudaydı kalbinde sevgi var, iman var. Orada mutlu. Sonra gidiyor, zindana atılıyor. Kalbinde sevgi, iman var. Kur'an ayetlerine çok net görülüyor. Orada da mutlu. Sonra çıkıyor, Mısır'a hakim oluyor. Yine mutlu. Yani bizi siz Sibirya'ya da götürseniz, üstad diyor, insanların diyor, tamam kalplerini, demir çember, cisimlerini diyor, demir çemberi içine alabilirsiniz. Hapislerle, zindanlarla, envai zulümle ama kalplere malik olamazsınız diyor. Dolayısıyla bize yaptıkları bu baskılama politikasını bir kere böyle gördüğümü belirtmek istedim. Bir de özlem, mümine sevginin cennet halini öğreten çok güzel bir nimettir. Ya ben Adnan Bey'i evet tabii ki çok özlüyorum. İki buçuk sene sonra ilk defa gördüm. SEGBİSlerde görüyorum. Ama ona olan sevgimi, tutkumu, arzumu, aşkımı ateşleyen, kışkırtan bir nimete dönüşüyor. Yani hiçbiri bizim zararımız olmuyor. Bilakis bize sevgiyi çok güzel öğretiyorlar bu vesileyle. Dolayısıyla bunu vurgulamak istedim. Bu kumpasın bize uygulanmasındaki gerekçe dünyanın en etkili camiasıyız. Yani başka, bizden başka bu kadar etkili bir camia varsa Adnan Bey yayınlarda da söylerdi. Biz görelim, söylesinler. Eteklerini öpüp onları takip edelim. Ama yok. Çünkü biz siper arkasında mücadele etmiyoruz. Ön saflarda mücadele ediyoruz. Yani biz Fatih Çarşamba'da, Kayseri'de, Konya'da bir cami cemaati olabilirdik ya da kendi aramızda bir arkadaş grubu olabilirdik. Mehdiyet'i de savunurduk. İçimizde istediğimiz gibi yaşardı, kimsenin umuru olmazdı. Bakın bugün Türkiye'de bütün tarikatlar, cemaatler Mehdi'ye inanır. Süleyman Hilmi Tuna, Süleymanlı kardeşlerimiz, Mahmut Hoca Efendi mesela vefat etti. Artık halife bırakmıyor. Çünkü yazdı, Hürriyet'te bile yazdı. Mehdi'ye intisap devri artık. Mehdi geldiği için halife bırakma gereği duymuyorlar. Ama bakın, hiç onlara tepki olmuyor. Çünkü siper arkasındalar. O yüzden Mustafa Sungur Ağabey, Bediüzzaman'ın mutlak vekillerinden Adnan Bey'e diyor, sen diyor zülkarneğin oldun bize diyor. Sen bize Zülkarneyn'sin, senin oluşturduğunu sette açıp bize gelemiyorlar diyor. Onların yap, ben bu arada tarikat cemaatteki kardeşlerimiz için eleştirmek için söylemiyorum bunu, onlar doğru yapıyorlar. Tehlikeyi üstlerinden bertaraf ediyorlar ve bu doğru çünkü onlar bizim ülkemizin çimentoları, tutkalları. Bu şekilde davranmaları zaten kendileri koruma altında tutmaları bizim ülkemiz için de gerekli. Adnan Bey ama ön saflarda bütün Müslümanlar adına yaptığı faaliyette bütün Müslümanlara gelecek tehlikeyi de tek başına ve cami aldıkları göğüslemiş oluyoruz. Tamamen konu bundan kaynaklanıyor. Hatta Bediüzzaman Said Nursi vaktinde İstanbul'dan Ankara'ya çağırıyorlar. Acil koduyla telgraf yazıyor ya ben diyor siper arkasında mücadele etmem. Ben tehlike neredeyse orada mücadele ederim diyor. Bizim de şeyhimizdir. Biz de onu dediği gibi yani mücadele neredeyse ortamı biz orada ilmi mücadelemizi yapmaya devam ederiz. Mesela Darwinizmi Adnan Bey 45 yıldır kararlı, cesur, sabırlı bir faaliyetle ortadan kaldırdı ve devlet şu an geçen sene devlet gücüyle bunu müfredattan kaldırdı. Derin devlet Darwinizmi yaymak istiyor. Çünkü bütün terör örgütleri, bütün sapkınlıklar Darwinizmi bu sözde bilimsel temel üzerinde palazlanıyorlar. Adnan Bey onların altındaki o sağlam olmayan zemini onların altından çekti. Hepsi tepe üstü yerlerine düştüler. Mesela bağnazlık. Bağnazlık denen şey İslam'ın içine olmayan, sahte, yalan, peygamberimize iftira atarak uydurdukları Hadislerle olmayan bir İslam inşa edip, o İslamla da insanları gerçek İslam'dan uzaklaştırma projesi ve bütün bu selefi örgütlenmeler falan, bu bağnazlık üzerine palazlanıyorlar. Adnan Bey o zemini onların elinden çekti, aldı. Ya bunu yaptığınızda elbette bir cephe açılıyor. O hadislerin yanlışlığını Kur'an ayetleriyle ortaya koyduğunuzda kadın dövülür. İşte duvara sopayı as kadın görsün, ona göre kendine ayağını denk alsın. İşte kadını yedirme, karnı doyarsa azar. Giydirme, güzelliğini göstermek ister. Mesela geçenlerde duydum, Afganistan'da hadise dayanarak kadınların yaşadığı odalar eğer caddeye bakıyorsa tuğlayla kapatılması kararlı olmuş. Bunu sahte bir hadise dayandırıyorlar. Peygamber, sahabeye de iftira atıyor. Mesela diyor ki sahabenin diyor hanımlarının olduğu odalarda eğer pencere caddeye bakıyorsa oraları diyor tuğlayla örtmek gerekir. Çünkü diyor yoldan geçen diyor adamlarla fingirdeşirler diyor sahabe hanımlarına, Müslüman hanımlara. İftira atıyorlar ve bunları doğruymuş gibi yayıyor. Bu İngiliz Derin Devleti'nin bir oyunu. Türkiye'yi Orta Doğu ülkesi gibi yapmaya çalışıyorlar. Adnan Bey bunun önünde Zülkarneyn gibi set olup durdu. Böyle yaptığınızda tabii ki bizi düşman belliyorlar. Başka kişiyi düşman bellemiyorlar. İngiliz Derin Devleti'ne kim kafa tutabilir? Bir kere İngilizlerin devletine kafa tutmak için bu tehlikenin de farkında olmak gerekiyor. Bunun adını koymamıştı daha kimse, Adnan Bey adını koydu. Adnan Bey'in kitapları çıktıktan sonra 150 tane köşe yazarı İngilizlerin Devletliği'ye yazmaya başladı. Adamlar işi gücü bıraktılar MI5, MI6'dan. Koştur koştur buraya geldiler, bunu biz duyduk. AK Partili, MHPli vekiller burada söylediler, sizin tutuklanmanız için lobi faaliyeti yaptılar dediler. Mesela madde, maddenin gerçeğiyle kimse muhatap olamıyor. Beynimizdeki görüntülerle muhatabız. Yani ben de şu an size baktığımda sizin beyninizdeki, beynimdeki hayalinizi görüyorum aslında. Ama adam, materyalistler dışarıda madde olduğuna inanıyor. Haşa, Allah'a değil maddeye tapıyor. Madde yok dediğinizde beyninde sadece görüntüyle muhatapsın. Bu bilimsel olarak da kanıtlandığı materyalistlerden müthiş bir cephe açılıyorsa, bakın bu yaptığımız bütün faaliyetler devlet için, millet için, İslam için çok geçerli, gerekli ama aynı zamanda da müthiş cephe açan hareketler. Mehdiyet'i anlattığınızda direkt devlete karşı bir oluşummuş gibi aleyhimizde iddianameler düzenlendi. Mehdiyet dediğinizde böyle karşınıza çıkıyorlar. Dolayısıyla bizim burada olmamız zaten bu faaliyetlerin 45 yıllık bu çabanın, bu gayretin bir ödülü olarak düşünüyorum. Mesela bizim yayınlara kafayı taktılar. Yayınlarda konu dans falan değil de öyleymiş gibi gösterdiler. Bahane yaratıyorlar. Halbuki yayınlarda Adnan Bey'in anlattığı konular onları rahatsız etti. Gençlere, kadınlara ulaşması Adnan Bey'in derin devleti rahatsız etti. Çünkü Türkiye'nin açacak, Türkiye'nin önünü açacak bir gençlik modeli Adnan Bey o şekilde oluşturabilecekti. Dediler ki danslar var, işte burada ahlaka aykırı hareketler oluyor. O yüzden bu yayınları durduralım dediler. Yok öyle bir şey yok. Bizim yayınlarımızda hukuka aykırı, ahlaka aykırı, Kur'an'a aykırı tek bir nokta bulamazsınız. Ve bunu Anayasa Mahkemesi de kararıyla ortaya koydu zaten milli manevi değerlere karşı hiçbir aleyhte bir şey bulamazsınız diye. Yani ben şöyle düşünüyorum Sayın Başkanım, bu 11 Temmuz 2018'de bize yapılan bu operasyon 8-9 şiddetinde bir deprem etkisi oluşturdu aslında. Onun böyle hemen bir haftada falan çıkmıyor etkileri. Şu an onun artçı şoklarını yaşıyoruz. Mesela Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Diyanet İşleri Başkanımız diyorlar ki gençliği kaybettik. Yani dindar bir nesil oluşturamadık. Bakın o faaliyetlerin kesilmesinin doğal bir artçı şoku bu. Bizim kanalı kapattılar. Yayınları durdurdular. Adnan Bey'in kitaplarına Sayın Savcımız Serdar Akan Hurda Edilsin talebiyle talepte bulundu. İnternet siteleri kapatıldı. Bizim yerimize yapan yok. Ben arada Diyanet TV açıyorum, bakıyorum odada. Diyanet TV ile gençlere kimse ulaşamaz. Yani bırakın gençlere ulaşmayı, Sayın Ali Erbaş'ın kendi evladı, kendi torunları bile o kanalı izlemez. Sayın Cumhurbaşkanımızın kendi torunları bile izlemez. Ama faydalı mı? Faydalı. Allah anılacak tabii. Ama gençler bakmaz o kanala. Bunu biz yapabiliyorduk, yapabildiğini de derin devlet engelletti. Mesela Sayın Cumhurbaşkanımız dört gün önce odada seyrettim, bir canlı yayında kadınlara ulaşamadık dedi. Kadınları kaybettik, ikna edemedik ve oy oranımız kadınlardan dolayı düştü dedi. İşte bu 11 Temmuz'daki o depremin artçı şokudur bu. Çünkü biz o yayınlarda şunu diyorduk, böyle de olsan, dekolte de giysen, dans da etsen, modern de olsan sen dini yaşayabilirsin. İlla o geleneksel İslam anlayışında olmak zorunda hissetme. Böyle de olsan Allah'tan kopma, dinden kopma ruhunu vermek istiyorduk. Bunu durdurdular. Bugün bizim danslarımız, oradaki yayınlarda bir sorun olsa bugün Türkiye'deki kanallarda yayınların %80'inin falan yapılamıyor olması gerekir. ATV Tukuaz medyanın, Turkuaz medyanın da kimin olduğu biliniyor. Dindar bir ailenin kanalı. Primetime'da 8-12 saatleri arasında bir izlemeyi tavsiye ederim. Oradaki herhangi bir diziye yani sevişme sahnesi, öpüşme sahnesi, zina sahneleri, yarı çıplak peştemayla hamamda evli olmayan erkek kadın karşılıkla dans edip sonra zina yapma sahnesi, hepsi aile seyretme saatinde zaten televizyonlarda yayınlanıyor. Ben bu doğrudur, yanlıştır demiyorum. Ama bunlara ses çıkarmıyor. Bizim kanalda üç dakika Adnan Bey konuşuyor, arada üç dakika müzik çalıyor. Gençler, beyler, erkekler, hanımlar orada dansa uyum sağlıyorlar. Bunu sanki toplumun en büyük felaketiymiş gibi lanse etmek bu derin devletin bir oyunuydu ve sonucu da şu an görüyoruz. Dolayısıyla mesela başörtüsü konusu. Başörtüsü konusundan da bize çok saldırı oldu. Biz başörtüsü konusunu tabii ki söyleyeceğiz. Başörtüsü Kur'an'da zaten yok. Kur'an'da başörtüsü kelimesi geçmiyor Sayın Başkanım. Ben Arapça biliyorum.

Önüme istediğiniz ilahiyatçıyı getirin. Nur suresi 31'de örtü kelimesi var. Örtüyü göğsünün üstüne kapat diyor. Bu kadar altı kelimeden oluşan ayetse hiçbir yerinde saçını kapat, kafanı ört, başörtüsü giyilmesi geçmez. Ahzab suresi 59. ayettir, tesettür ayeti. Orada da şartlıdır. Yani eğer kadın iffetini tehlikeye girmesinden tedirgin oluyorsa, bir yerde rahatsızlığa uğrayacağından şüpheleniyorsa, (anlaşılmadı) der Allah. Cilbabınızı yani çarşaflarınızı baştan aşağıya örtün der. Kadına bağlıdır, kadın özgürdür. Göğsünü, cinsel organını kapadı mı zaten tesettüre uygun hareket etmiş oluyor ve biz yayınlarımızla bunu gösteren, şunu diyorum ben, ben başörtüsü takmadığımda Allah'ın emrine aykırı hareket etmiyorum, Allah'ın farzını çiğnemiyorum. Başörtüsü takan bir kardeşim de ki arkada da göreceksiniz, benim en yakın arkadaşlarım da başörtüsü takıyorlar. Onların da yaptığı, farz değil ama Allah rızası için yaptıkları için onlar da güzel bir sevaba giriyorlar. Bizim dediğimiz şey şu değil yani başörtüsü yok Kur'an'da, başörtüsü takanların hepsi başörtüsünü çıkaracak. Bak işte biz dans ediyoruz, orada Allah'ı anıyoruz. Herkes makyaj yapacak, dans edecek, din böyle yaşanacak demiyoruz. Bunu kasten saptırdılar. Böyle de olsan dinden kaçmanın tebliğiydi o ve doğruydu. Nereden anlıyoruz? Çünkü gençliği kazanabilmiştik. Bakın Adnan Bey tutuklanmadan önce gençlik arasında ateizm, deizm oranı çok düşmüştü. %20'lere falan düşmüştü ve toplumun %90'ına yakını kendini dindar olarak addederken, şu an gençlerin %80'ini falan ateist, deist Yani bunu zaten devlet anketleri de ortaya koyuyor. Burada zaten anlaşılıyor. Derin devletin neyi hedeflediği zaten buradan da anlaşılıyor diye düşünüyorum. Burada olmamızın nedeniyle çok derin aramaya gerek yok. Zaten görülüyor. Her yerde biz varız. Bakın faaliyeti her yerde göğüs göğüse yapıyoruz. Hiçbir şeyden korkmuyoruz. Yani Rusya'ya gidin, birçok yayın var ama en köklü olanları söyleyeceğim. Mesela Pravda, aylık mı haftalık mı hatırlamıyorum hangi sıklıkla yayınlandığını ama her yayında Adnan Bey'in makaleleri baş makale olarak yayınlanıyordu. Gidiyorsunuz Arabistan, ülkeler arası politikalar da tam tersi. Rusya'dan gidiyorsunuz Arabistan'a, %180 tezat bir ülke orada El Arabiya'da Adnan Bey'in makalesi çıkıyor. Gidiyorsunuz İran'a, düşman ülkeler. İran'da Tahran Times'de Adnan Bey'in makaleleri çıkıyor, Mısır'da çıkıyor, Libya'da çıkıyor, İngiltere'de, Amerika'da, Endonezya'da, Malezya'da, her yerde çıkıyor. Kuvvet'te, Ürdün'de. Bunu yapabilen başka kim var? Ve bütün bu yazılarında devletimizin yüksek çıkarlarını gözeten, Hükümeti politikalarını destekleyen, çözüm önerileri sunan, İslam'ı yücelten yayınlar yapılıyor. Bunu gördüğünde derin devlet de elini kavuşturup bekleyecek değil. Mesela dış politikada devletimizin bazı krizler oluyor. Bunlarda aracılık yapabilen tek kişi Adnan bey. Çünkü bunlarda aracılık yapabilmek için efendim Kur'an Müslümanlığını savunmanız gerekiyor. Geleneksel İslam anlayışıyla olmayacak şeyler bunlar. Mesela İsrail'le gerilim oldu. Mavi Marmara konusu, esir takası konusu bunu biliyorsunuz, sunmuştuk zaten. Yani kendi kendime gelin güvey olmuyorum, olay ortada. Yayını yapmışız. Krizin vakti ortada, yayınların vakti ortada zaten canlı yayında şeffaf yapılıyor. Sonuç ortada ve bunu dile getiriyor zaten devlet görevleri. Mesela camide şarap festivali yapmaya kalktılar. Hangi dindar camia bizim ülkemizden buna karşı durabildi? Dursa bile başarabilir miydi acaba? Başaramazlar. Ama Adnan Bey bunu başarıyordu. Bize burada sizden önceki heyetin sayın başkanı Mehmet Kaypak bakın bununla ilgili birçok şey sorabilir, anlarım. İngiltere'de camide şarap festivalini durdurmuş. Olabilir, sorgulayabilir. Şunu sordu, camide dedi şarap festivali değil de rakı festivali yapılsa durdurur muydunuz dedi. Yani şeyi öğrenmeye çalışıyor o. Yani biz Kur'an'a göre şarabı mı haram görüyoruz, içki haram mı yoksa, nasıl bakıyoruz olaya? Yani sanki, ya da söylemeyeyim bunu şimdi, maksadını aşan bir şey olmasın. Dolayısıyla bu tarz bir mahkeme ortamlarında biz yargılandık. Dolayısıyla bu bir yetenektir. Adnan Bey'de bu yetenek var ve Sayın Cumhurbaşkanımız bunu bildiği için 17-25 Aralık döneminde bakın emrinde 300 tane falan milletvekili, o dönem belki daha da fazla milletvekili vardı. Birçok kurmayı var, bakanı var. Kimseden değil Adnan Bey'in arkadaşlarından yardım istedi. Bütün büyük elçileri dolaşıp FETÖ'yü anlatmaları, iç yüzünü ortaya koymaları için niye bizden yardım istiyor? Çünkü biliyor, yapabileceğimizi biliyor ve bizim hiçbir siyasi çıkar beklentimiz yok, siyasi yükselme hedefimiz yok, bizim siyasetle alakamız yok. Olsaydı hak olurdu, zaten helal olurdu ama benim arkadaşlarım kendi liyakatleri ve donanımları zaten en üst makamlara zaten gelirlerdi. Her yerden MHP'den de AK Parti'den de her yerden benim arkadaşlarıma zaten teklif geldi. Bizim devleti yönetmekle, siyasetle falan hiçbir zaman bir işimiz olmadı ve olmayacak. Cumhurbaşkanımız da bunu bildiği için gelip bizden yardım istedi ve sonra da teşekkür mesajı yolladı. Yani 15 Temmuz'da, Sayın Başkanım hani şehit 252, 251 ya da 252 şehidimiz var. Zaten hepsi Allah katında en güzel şekilde mükafatlarını aldılar. Hepimiz de onlara özeniyoruz. Gazilerimiz, binlerce gazimiz var. Hepsinin elini ayağını öperim. Ayaklarının altında paspas olurum. O gün darbe girişimi olduğunda benim arkadaşlarım da köprüye falan çıktılar. Acıbadem'de, Çengelköy'de, çatışmanın arasında kaldı bayağı bir arkadaşım ama televizyonun, Adnan Bey, ben yanındaydım Adnan Bey'in. Daha darbe konusu bile yoktu. Yani bir gariplik oldu. Konuşuluyordu böyle. Köprü tutulmuş, işte Beylerbeyi'nden asker yürüyor falan. Adnan Bey'e böyle garip bir şey var dedi. Yemek yiyordu, hemen durdu. Paltosunu istedi. Hemen arabayla Vahdettin Köşkü'nün yanı, kulelinin arkası yani. O çatışmanın yaşandığı yerde, stüdyoya gitti. Herkes biliyor o stüdyoyu ve o stüdyoda gece 10.30'dan sabah 11'e kadar kesintisiz canlı yayın yapıldı ve bu darbenin geçersiz bir darbe olduğunu açıklayan ilk kişi Adnan Bey'dir. Yani millet, belli kişiler böyle karyola altında ya da kapı eşiğinde böyle kim güçlü gelecek? O taraf mı? O taraf mı? Ona göre ben hani tavrımı ortaya koyayım da hani sonradan sıkıntı olmasın falan diye düşünürken biz hepimiz canımızı ortaya koyduk. E böyle yaptığınızda da devlet, millet taraftarı bu kadar gözü kara faaliyet yaptığınızda Allah'ın dinini bu kadar güzel yücelttiğinizde de adam ayak oyunlarıyla, hukuki skandallarla da burada tutturtuyor. Bu zaten şaşılacak bir şey değil diye düşünüyorum. Üstad Bediüzzaman Hazretleri'ni de tımarhaneye kapatıyorlar sırf durdurmak için, susturmak için. Üsküdar Toptaş'ı akıl hastanesine yatırıyorlar. Orada Rum asılı bir doktora telkin yapıyorlar. Aleyhe rapor çıkaracaksın diye. Konuşuyor üstadla. Müthiş zeki ve akıllı, vicdanlı bir insan. Zaten ateşpare iyi bir zeka vardı diyor. Raporuna şey yazıyor. Sizin bana deli diye gönderdiğiniz bu adam tam bir deli aslan çıktı diyor. Biz de üstadımız gibi deli aslanlarız, deli aşıklarız. Biz böyle 9 bin yıllık cezalar vermekle eziyetler etmekle falan. Biz kendi yolumuzdan dönecek insanlar değiliz ve hiçbir zaman dönmeyeceğiz. Put kırıcılık her zaman sorun olmuş. Her zaman insanların başını tabiri caizse anlaşılsın diye söylüyorum belaya sokmuş. Hazreti İbrahim putları kırmış. Adnan Bey anlattı. Bina inşa edip müebbet hapse mahkum ediyorlar. Darwinizm bir puttur. Biz Adnan Bey o putu kırdı. Çünkü adamlar Allah'a inanmıyor. Aa tesadüfen yaratıldı diyor. Madde, maddenin varlığına inanmak bir puttur. Bunlar ortada. Bağnazlık bir puttur. Kur'an'a inanmayıp olmayan sahte hadislere inanıyor insanlar ve dini böyle zannediyorlar. Dini böyle zorlaştırıyorlar. Kimse o zor dini uygulayamıyor bu sefer. Uygulayanlara saygı duyuyorum. Zaten müthiş fedakar bir şey. Çok zor onların oluşturduğu İslam. Hiçbir genç öyle bir İslam'a yanaşmaz ve Adnan Bey bunu bildiği için bunu çok güzel anlattı. Ama durdurdular. İşte şu an toplumun geldiği durum ortada diye düşünüyorum. Dolayısıyla ben bu yaşadıklarımızın hepsini Allah'ın bu emeği taçlandırması olarak görüyorum. Asıl öldürmek istiyorlar. Yani bu şey değil hani romantize ederek falan anlattığımız için değil. Gerçekten başta Adnan Bey'i teker teker hepimizi ortadan kaldırmayı planlıyorlar. Bunu zaten söylüyorlar, çekinmiyorlar da. Ama şöyle bir sorun var, olmuyor. Adnan Bey'i öldüremiyorlar. Bakın 9 kere suikast girişimi geçirdi Adnan Bey. Hiçbirinde de bir şey yapamadılar, yapamazlar. Çünkü her mümin dünyaya görevli olarak gelir. Adnan Bey de görevli, ben de görevliyim, siz de görevlisiniz ve görevimizi tamamlamadan da kimse bizi bu dünyadan alamaz. Tabancama kurşunu koydum, gittim, sniperı aldım. Öyle olmaz. Allah ayette söylüyor, attığın zaman sen atmadın, ben attım diyor. Savaşta sen öldürmedin ben öldürdüm diyor. Hatta Zebur'da diyor ki eğer Allah bir şehri korumazsa bekçi orada boşa yorulur diyor. Eğer Allah bir binayı inşa etmezse ustabaşı orada boşuna bekler diyor. Öyle bir şey yok. Biz görevimizi yaparız. Görevimiz bittiğinde de zaten imtihanımız biter. Allah o zaman nasıl takdir ettiyse bir şeye vesile eder. Zaten canımız alır. O yüzden bundan hiçbir korkumuz yok bir kere. İlahi bir koruma var üzerimizde. Bu net olarak görülüyor. Hak bir mümin topluluğuyuz. Allah özel koruyor. O yüzden ne yapacağız dediler? Sistematik hukuksuzluklarla bunları cezaevinde ölüme terk edelim. Ama bu da ayaklarına dolandı. Şimdi arkadaşlarımda anlattılar. Adnan Bey'de anlattı. O yüzden kısa geçeceğim ama bazı şeylerde, taraflarda Adnancılar mı? Zaten bunu diyen gazeteciler var bakın. Gazete de çıktı, bu televizyonda söyledi. Adnancılara hukuksuzluk da olsa diyor, bilsem de hukuksuzluk, emin olsam da diyor hukuksuzluk olduğundan hiç fark etmez diyor, oh olsun. Çünkü onlar diyor anti darwiniz, Mehdi'yi savunuyorlar, Kur'an talebesiler diyor. Ama bu böyle olmadı. Çiğdem Hanım'ın burada verdiği bir örnek vardı, böyle hukuksuzluk boomerang gibi demişti. Ya hukuksuzluğu atıyorsunuz, sonra geliyor sizi derken yani atanın kafasını da kopartıyor, mecazi olarak söylüyorum. Şu an herkesin canı yanıyor. Kimse hukuka güvenmiyor. Anketler yapılıyor. Hukukun üstünlüğüne inananlar sıralamasında. Ben gördüm gerçekten çok Yani üzüldüm diyeyim. Türkiye, Ruanda'nın gerisinde 176. sırada ne kadar acı bir şey. Yani ülkemiz için böyle bir şey. Bunu bu hale getirdiler ama şöyle bir hayır görüyorum. Mehdi öncesi dönemde herkesin yana yakıla İslam hakimiyetinin oluşturacağı güzel ortamı isteyecek hale gelecek. Allah bu şekilde de bütün toplumu buna hazırlıyor diye düşünüyorum. Ve geçenlerde zaten hiç olmayacak bir kanalda ve hiç olmayacak biri ana haber bültenin sonunda hayal ettiği toplumu anlattı böyle lideriyle birlikte. Yani tamamen Mehdiyet'i anlatıyor, İslam'ın hakimiyeti anlatıyor. Yani orada hatta düşündüm. İşte böyle olacak demek ki dedim yani. Allah herkesi böyle hep bir ağızdan bunun duasını ettirecek hale getirecek. Ondan sonra da Mehdiyet'in güzelliği zaten İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak. Bu arada şu yanlış anlaşılıyor olabilir. Biz İslam ahlakı hakim olacak dediğimizde tek bir Türk İmparatorluğu, devletler ortadan kalkacak. Yahudi olmayacak, Musevi olmayacak, ateist olmayacak, herkes Müslüman olacak, herkesi zorla Müslüman yaptıracağız diye bir şey değil. Devletler olacak, barış ortamı olacak, Musevi de olacak, İsevi de olacak, ateist de olur. Herkes huzur içinde yaşayacak, herkes güvende olacak. Mehdiyet demek, İslam'ın hakimiyet demek, güven ortamı demektir. Yoksa böyle Cihan İmparatorluğu kuracağız, işte oraya gideceğiz, toprak atacağız. Böyle bir mantığı yoktur Mehdiyet'in. Bunun da anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi, Sayın Başkanım, bu bir kurgu dava. Yani bu şuradan anlaşılıyor galiba Tarkan da biraz anlattı ama ya da Noyan. Hani balık baştan kokar denir ya hani. Yani balık zaten baştan kokuyor. Hani siz de dediniz, ben de iddianameyi iade ettim ama şundan dolayı falan. Şimdi siz bizim dosyada firari kısmını ayırmıştınız dosyanın. Biz şimdi o firari kısmından İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyoruz toplu buradaki sözde yöneticilerle birlikte. O dosya, o iddianame 5 tane ağır ceza mahkemesi dolaştı. Hiçbir mahkeme kabul etmedi dosyayı ve gelen, hani ben hukuki terimlerle söylemeyeceğim, şey diyorlar, yani burada bizim yargılama yapmamıza elverişli bir iddianame yok. Kale alacak bir hukuki metin yok. Neyin üzerinden yargılama yapacağız? Delil yok, olaylarla sanıklar arasında bir bağlantı yok ve bunu iade ediyorlar.

Sonra o prosedürü biliyorsunuz, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ni mecbur bırakıyor üst makam. Zaten bizim Avukatlara Sayın Hakim Bey söyledi, Avukat Hanım dedi biz istemiyoruz zaten bu dosyaya bakmayı ama mecbur bıraktılar, üzerimize kaldı, bize bıraktılar, bizim üstümüze yıktılar dedi. Bunu Hakim Bey söyledi. Dolayısıyla zaten biz böyle hukuksuz bir temel üzerinden ilerleyen bir davada yargılandık. Bu bir kumpas dava. Bunun da delillerini zaten arkadaşlarım söyledi ama bakın bu zaten normal bir dava olmuş olsa, herkes söyledi ama bu önemli olduğu için ben de söyleyeceğim. Mert konusu zaten baştan ortadan kalkardı. Yani siz o kamera kayıtlarını getirtirdiniz. Yani terör ihtisas mahkemesi, ortada bir silah ateş etme eylemi çok vahim bir iddia. Bütün deliller bizim lehimize. Olayı gösteren onlarca kamera kaydı var ve bunu 6 ağır ceza hakimi, sizden önceki heyet, isnafın sürülen heyeti diyor ki size, talimat verdi, onları izle öyle karar ver. Çünkü eksik kovuşturma yapmışsın, böyle olmaz. Kamera kayıtlarına bakmadan nasıl karar vermişsin demiş. Onu da yok sayıldı. İkinci İsnaf heyeti ve Yargıtay. Bakın onlarca...

Yargıtay şöyle yaptı. 380 tane bizimle ilgili hüküm onandı. Dün baktım hatta hani Yargıtay ilamı yanlış olmasın 379 da ben hani yuvarlak hesap söyleyeyim. 380 yargıta ilan mı bizimle ilgili onanmış. 15 tane falan aralarından seçilmiş cımbızla orada hukuki işte bak diyorlar yani bu şu bu bir saygı duyuyorum. Bakın ben Yargıtay kararıyla ilgili hiçbir şikayetim yok. Ben gayet mutluyum. Öpüp başıma koydum. Allah razı olsun. Çok da güzel oldu. Hızırvari bir akıl olduğunu düşünüyorum ben burada. Ama böyle hani kuyumcu titizliğine bak. Biz bunlara baktık. Aralardan hukuksuzlukları tespit ettik. Yani bu biraz basına yönelik de bir karar gibi. Yani biz eğer bu bir kumpas dosyası olmuş olsaydı biz bunları toptan zaten onardık. Hani sizin bir mantığınız vardı ya başkanım. Gerçi her seferinde söylüyoruz ama hani iyi anlatıyor, toptancı kafayla bakardık, toptan onardık. Ama bunun olmadığı şuradan belli, bak biz inceledik, hukuksuzlukları tespit ettik, demek ki onlar hukuki. Ya oradaki on ama hukuki, buradaki bozulmada hukuki. Böyle bir şey yok. Bunu ortaya koymamız gerekiyor. Şu Mert konusu başlı başına, bakın Mert konusu, Serra konusu, Dilara konusu. Bu üç saç ayağı üzerine oluşturdular bütün dosyayı. Bunlardan biri çöktüğünde, zaten o yüzden deşilmiyor konu. O yüzden o kamera kayıtları izlenmiyor. O yüzden Mert'in kolunda barut izi çıkmamış. Efendim bu şey gibi bir şey. Yani şurada ben elmayı havaya attım. Newton'un şeyi burada geçerli değil. Kütle, çekim kuvveti burada havada kalır. Elma demek kadar aklımızla alay etmek gibi bir şey. Yani iki kere iki dörttür. Adam elini tabancaya alıp sıktıysa barut izi çıkar. Çıkmadıysa sıkmamış demektir. Ama bunu hiç önemli görünmeyince şimdi biz de tabii doğal olarak bunları söylemeye ihtiyaç duyuyoruz. Bunlardan biri bile ispatlansa zaten dosya çorap söküğü gibi ortaya konacak. O yüzden de söylemeye ihtiyacı duyuyoruz. Ama ben dediğiniz gibi geçeceğim.

SANIK MERVE BÜYÜKBAYRAK : Dosyaya bizim lehimize bilgi girmesi engelleniyor. Adli Tıpa gönderilmiyor. Çünkü Adli Tıp kız diyor ki bakın, Hanife Akalın, bana diyor 10 yıl boyunca 68 kişi anal yoldan tecavüz etti diyor. ya bu kızın bu dediği doğru olmuş olsa bu hanımlara bu arada mecbur bırakıyorlar bunu demesi hapse gireceği için buraya çıkıyor kendi haysiyetini şerefini namusunu ayaklar altında alacak kimse yapmaz bunu izahlarda bulunmak durumunda bırakıyorlar bu kızın dediği doğru olmuş olsa 10 yıl boyunca yüzlerce kere anal yoldan tecavüze uğramış olsa ben Hanife Akalın'ı tenzih ederim ama ya başka birinin Adli Tıpa otopsisi gider yani yaşayamaz efendim bakın tek bir cinsel rızaen arkadan cinse ilişkide bile Google'a yazdığınızda çıkıyor, insanlar ölmüş. Kanama oluyor, yırtılma oluyor. Çok normal bir şey değil. İnsanın tabiatına aykırı bir durum çünkü bu. Dolayısıyla bunlardan dolayı bizim lehimize delil girmemesi için her şeyimiz engellendi. Ben buraya kapıya tanık getirdim. Kapıya getirdiğim tanığın burada dinlenmesi gerekirken, dinlenmedi. Yargılama için hiçbir ihtiyaç yok derdi. Sonra burada aylarca bizi dinleyen, bizim aleyhimizde eğitilmiş, derin devlet tarafından dikte edilmiş bir hanım burada sabahtan akşama kadar bizim mahkemeleri dinlemesine rağmen buraya getirtilip bizim aleyhimize konuşturtuldu. Bu hukuka aykırı. Ama aleyhimize delil gireceği zaman bu yapılıyor. Bizimle ilgimiz olacağı zaman her şey yok sayılıyor. Mesela bu demin anlattılar, şimdi İstinaf 1. Ceza dairesinin heyetiyle ilgili soruşturma yürütülüyor. Bu soruşturmada, bakın bizi tanımaz etmez, hiçbir zaman görmemiş, dosyamızı incelememiş bir hakim bey, üye hakim o da, Tamer Keskin, Sayın Tamer Keskin, bu kişi soruşturmada bizim aleyhimize tanıklık yapıyor. Diyor ki, var yazıyor, ya bunlar zaten suç örgütü diyor, bakın bizi yargılamamış bilmiyor, daha kesinleşme bile yok aleyhimizde. Ya gittim diyor, ben başkana sordum diyor, sen bu dosyayla ilgili ne yapacaksın? Renk vermedi diyor. Başkanım dedim diyor, böyle yüzlerce klasörlük bir dosya, bu bizim bir sene vaktimizi alır. Bence bunu direkt onayalım, gönderelim dedim diyor. Bakın, bu kadar kolay insanların hayatı, ya bu kadar insanın hayatı etkilenecek. Biz ilgilenmeyelim, gönderelim dedim diyor. Ve ne oldu? Şu an o Tamer Keskin Bey, sayın hakim, Dosya size geldi, sizden çıktı, istinafa gitti. O giden istinaftaki dairede hakim yapıldı. Bizim dosya eline gitti bu insanın. Bu yasak olmasına rağmen bu yapılıyor ama mütalaalar yok sayıldı. 61 tane mütalaa saydım 1615 sayfa. Yargıtay da bunları yok saydı. Çünkü lehimize delil. Ümit Kocasakal'ın dediği gibi Ahmet, Mehmet herhangi birinin dosyası olsa çok önem arz edecek ve yargılama, hükme ciddi katkı sağlayacak. Bilimsel mütalaalar, deliller hepsi görmezden geldi. Görmedik duymadık oynanıyor adeta. Mesela buraya Ahmet Muassıloğlu geldi Sayın Başkanım siz varken. Etkin pişman burada ifade veriyordu. Adnan Bey çıktı soru sordu. Sen dedi bizim içimizdeyken bizi örgüt olarak görüyor muydun? Bir kötülük yapacağımıza inanıyor muydun? Hatta senin benim senin annene bir kötülük yapabileceğime kanaatin var mıydı gerçekten dedi. Siz buradaydınız. Adam döndü yani tam şey dedi böyle koskoca adam yani başkanım aslında biz de arkadaş topluyduk falan derken siz durdurdunuz. Yani dikkat et konumun değişir ona göre dediniz. Yani şimdi bu kadar mesela Merve Bozyiğit şikayetini geri çekiyor kız. Ya kız mağdur zaten.

Emniyet mağdur etmiş kızı. Biz mağdur etmedi. Kız buraya diyor ki ben diyor emniyette korktum. Ne denirse yaptım. Ben bu kişilerden bir kötülük görmedim diyor. Kıza tutuklama karar çıkartılıyor. Yani her yönden bu kadar hani baskının hissettirildiği bir ortamda zaten kimse dürüst konuşamaz. Hukuki bir karar da zaten hiç çıkamıyor o yüzden diye düşünüyorum açıkçası. Mesela Mali Şube'de bu kumpasta kullanılan 3 tane polis memuru var. Zaten sonra görevden alındı. Biri Halil İbrahim Aygüner. Bu kişinin dosyadaki sözde müştekilerle şahsi telefonundan defalarca yazıştığı ve telefon görüşmesi yaptığı HTS kayıtlarıyla ortaya çıktı. Biz gördük. Mahkemeye söyledik, mahkemede dedik getirtelim dedi. Ağızda bir parmak bal çalmak gibi. Tamam onu getireceğiz dedi, soracağız dedi. Sonra bir karar ara karar açıklandı. Dendi ki yok biz bu adama ulaşamıyoruz. Bakın devletin Mali Şube'de çalışan memuru. 326730 Sicil'in olduğu bir polis memuru. Devleti de aciz gösteriyorlar. Devlet o adamı getiremiyoruz dediler yani. Koskoca ağır ceza mahkemesi adamı getirtmedi ve getirtilmedi de. Sayın savcı Serdar Akan, soruşturma savcımız. Burada dedi ki, yüzüne defalarca söyledik, müştekilerle toplantı yapmış, bu kumpas ortaya çıkarsa hepimizin başı belaya girecek, bu ortaya çıkmasın, 7-8 sene bu kişileri içeride tutalım dedi. Burada kendisine söylememize rağmen hiçbir itirazı da olmadı. Bakın bunların hiçbirinin üstüne gidilmedi. Mesela Mert dedi ki, sayı sizden önceki başkan için, Sayın Mehmet Galip Perk dedi, beni makamına çağırdı, Adnan Oktar, vur emri ver. bana vur emri verdi de, seni tahliye edeceğim, seni buradan çıkartacağım, onlarla hiç karşılaştırmayacağım dedi diye söyledi. Özetle başkanım, bu tarz şeyleri...

SANIK MERVE BÜYÜKBAYRAK :Burada bir de yalan söyleyecek bir durum yok ki. Çağlayan Mahkemesi'nin kamera kayıtları ortada. Söylenen tarih ortada. Zaten biz yalan söylüyor olsak alnında bakılır, tespit edilir, ortaya konur diye düşünüyorum. Bu konuları geçiyorum. Özetle başkanım. Bunca hukuksuzluk, yıllardır süren, yedi yıldır süren hukuksuzluk, tamam amaç bizi birbirimizden ayırmaktı, dağıtmak ama bir anlamda da amaç devletle bizi karşı karşıya getirmekti. Bunu da sağlayamadılar. Devleti bize karşı kışkırtmak istediler. Her aşamada bu anlaşılıyor. Mesela siyasi askeri casusluk bu yüzden üretildi. Yoktu. Bir bahane, bir telefon konuşmasını bahane ettiler. Dosyaya iki tane kapı gibi rapor giriyor. MİTden, Dış İşlerinden. Onu sakladılar. Aylarca, yıllarca bizim aleyhimize kara propaganda yaptırdılar basında. Sonra sizin vesilenizdi. Biz oradan berat ettik. Ama bu yüzden yapıldı. Mesela...

SANIK MERVE BÜYÜKBAYRAK :Toparlayacağım. Devletle karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Bunu başaramadılar. Zaten benim babam da Sayın Cumhurbaşkanı ile konuştu. Bir kere bile aleyhimize bir şey söylememiş.

Söylemiyor da zaten. Söylemez de, Sayın Bahçeli de söylemez. Bu kadar bunca böyle bir felaket tablosu çiziliyor. 800'den fazla cinsel saldırı eyleme, el kadar çocuklara tecavüz edildi deniyor. Özel harekatçıya sıkıldı deniyor falan. Buna bizim devletimiz inansa sessiz kalmazdı. Fuat Selvi gibi insanlar cezaevlerinde ulaşıp etkin pişman devşirmek için devlet sizin üzerinizi çizdi diye milleti korkutuyordu. Özkan Mamati televizyona çıktı Kanal D'ye. Sayın Cumhurbaşkanı dedi eğer seçilmezse dedi bu seçimde bunlar dedi çıkar dedi yani hepsi dedi tahliye olacaklar. Sanki Cumhurbaşkanı'nın mahkemelerin üzerinde baskısı varmış gibi Cumhurbaşkanı'na da iftira attılar, mahkemelere de iftira attılar. Ama buna en güzel cevabı bizim devletimiz çünkü derin bir yani hızırî bir akıl kullanır. Aleyhimize tek bir kelime etmeyerek zaten bunları en güzel cevabı suratlarını tokat gibi yapıştırdı diye de düşünüyorum. Milleti de ikna edemediler. Bugün sosyal medyada da Adnan Bey'le ilgili baktığınızda yazışmalara, resimlerin altındaki yorumlara, sanatçıların Adnan Bey'e yaklaşımına zaten milletin ortak vicdanında da kimseyi istedikleri gibi bizim aleyhimize döndüremediklerini anlayacaksınız diye düşünüyorum. Başkanım Adnan Bey'in yamacından köşesinden geçen herkes şunu bilir, 20 bin kişi gelmiş gitmiş 40 senedir, bir de bizim tanışık olduklarımız var. Adnan Bey çok kültürlü, çok derinlikli, olgun, çok hoş sohbet, espritüel centilmen bir erkek. Kadından hoşlanır, ruh bağlantısı kurmaktan hoşlanır, samimi sevgi ister. Üç şeye de asla tevessül etmez Adnan Bey. Harama el sürmez, kalitesizliğe asla tevessül etmez, yapmacıklıktan da tiksinir ve kendi bakışlarının sıcaklığıyla, samimiyetiyle, derinliğiyle de karşısında kişiyi sever, öper, okşar, ısıtır, baş taç eder. Siz Adnan Bey'in karşısında kendinizi dünyanın en mükemmel varlığı falan hissedersiniz ve çevresinde sevginin en cennet halini, en kaliteli, en güzel halini, yaşadığı yaşayabileceği yüzlerce kadın var. Arka taraf kainat güzellik yarışması gibi. Acayip güzel insanlar var çevresinde. İstediği gibi helaliyle yaşayabilir istese. Dolayısıyla bütün bu iddialar yerine oturmadı. Adnan Bey'in tabiatıyla uyuşmadı. O yüzden peş peşe zaten iftiralar geldi. O yüzden mesela bizim aleyhimizdeki avukatlar bile çıkıp açıklama yaptılar. Cinsel kurgu oturmadı diye. O yüzden operasyonu yapan Mali Şube müdürü görevden alınan çıktı en son itiraf etti mecbur kaldı Adnan Oktar çıksa dedi 25. saatte hepsi koşa koşa giderler boynuna atılırlar dedi yani başarısız olduklarını hepsi dile getirdi ve dosyanın soruşturma savcısı dahil. Cinsel suç yok, bu bir kumpas. Başımız yanacak diyor. Bu zaten ortada diye düşünüyorum ve özetle öldüremediler, şevkimizi kıramadılar. Bizi yaşlandırmak istiyorlar kendilerince. Şöyle düşünüyorlar, cezaevinde zaten zorlu bir ortam. Yeterli beslenemeyecekler, sağlık imkanlarından fayda alamayacaklar. Farklı yerlere, uzak yerlere sürüyoruz. Her türlü kısıtlamayı baskıya uygularız. Bu eşittir kaçınılmaz yaşlılık diye düşündüler. Halbuki Mehdi bu dönemin, ahir zamanın en çok uğraşılacak insanı. Yani en az 7 yıl hapiste kalacağız. Zaten sözlü yazılı Tevrat kaynaklarında yazıyor. Aykırı buluyorlar, alay ediyorlar, ayaklarından zincire vuruluyor, hapsediliyor. Buna rağmen Peygamberimiz diyor ki, ilerleyen yaşına rağmen çok genç bir surette zuhur edecek diyor. Ölene kadar asla yaşlanmayacak diyor. Müminler üzerinde kurallar bambaşka işler. Evet fizik kuralları işler. Ya elmayı atarsınız düşer, iki kere iki, dört eder. Allah zaten böyle yaratmış dünyayı. Allah'ın yaratma mucizesidir, sanatın tecellisidir. Ama Müslümanlar da hayattın gerçekleri inkarcılara küfrü olduğu gibi olmaz. Biz de Mehdi camiası olarak Allah bizim üzerimizde de bu güzelliği en güzel şekilde tecelli ettiriyor. Ben iki buçuk yıl sonra adamı ilk defa gördüm. SEGBİSlerde ara ara görüyorum. 20 yaşındaki delikanlılar gibi elinden, yüzünden, etinden, kemiğinden nur, heybet, temizlik, sevgi enerjisi akıyor, gözlerinden sevgi ateşi saçılıyor. Dolayısıyla bu zaten Allah'ın onlara verdiği, kumpası kuranları dediğim gibi, kararlara çok saygılıyım ama onlara verdiği en güzel cevap diye düşünüyorum. Bizimle uğraşanlara bir de bakılsın diye düşünüyorum. %80'i ahiretten şu an bizi izliyor, pişmanlık içinde. Geri kalanların bir kısmı ne bir faydası olmuş, ne gençliğe bir etkileri olabilmiş. Televizyona çıkıyorlar, insan acıyor. İki kelimeyi yan yana getiremeyecek hale getirmiş Allah. Bir de Fırat Develioğlu, Özkan Mamati gibi tipler var. Cumhurbaşkanımızın ailesini tehdit ediyor. Artık hakkında yakalama kararı falan çıkarıyorlar ve biz bu adamın, bu tarz bir adam, aileni bayıltırım, ailenin içinden geçerim falan, bu tarz üsluplar kullanan cumhurbaşkanına bile bu üslubu kullanabilecek bir adamın yalanlarıyla, iftiralarıyla burada ifade veriyoruz ve burada yargılanıyoruz. Böyle oluşturulmuş bir dosyada diye düşünüyorum.

Tamam teşekkür ederim bitiriyorum. Teşekkür ederim dinlediğiniz için.