
12.05.2026
Sn. Ersoy Dede,
Merhaba. Ben Merve Büyükbayrak. Sn. Adnan Oktar’ın yakın arkadaşıyım. 30 yıldır kendisini tanıyorum. Adnan Oktar Davası kapsamında aleyhimizde tek bir hukuken geçerli somut suç delili olmamasına rağmen 8600 yıl ceza aldım/aldık. 8 yıldır da tutukluyum.
Yargıtay öncesi, esnasında ve devamı olan istinaf / temyiz süreçlerinde sayısız hukuk ihlaline maruz kaldık.
Yaşadığımız hukuk dışı uygulamaları, hukuksuzluk süreçlerinin çok az bir bölümünü özetleyebildiğim kadarıyla ekte size yolluyorum.
Dosyada tek bir hukuken geçerli, somut suç delili olmamasından tutun, 20-30 yıllık arkadaşlarımızın mallarına-mülklerine el konularak, bir daha cezaevinden çıkarılmamakla korkutulup baskı altında, can havliyle aleyhimizde yalan beyan vermeye zorlanmalarına; 4000 sayfalık iddianamenin -Mahkeme'de hukuk profesörleri tarafından dedikoduname olarak adlandırılmasından-, iddianamenin soyut/iftira beyan yığını olmasından, lehimize tüm delillerin yok sayılmasına; katalog hukukların/kanunların yüzlerce aşamada gözardı edilmesi sonucu aleyhimizde binlerce yıllık cezalara hükmedildi.
Cezaevinden bir an önce kurtulabilmek ya da bizim gibi cezaevine girmemek için akılalmaz yalanların altına imza atıp, sırf bizi zararlandırmak amacıyla her suçu işlediğini söyleyenler anında tahliye edildi!
Ben ve arkadaşlarım ise DÜRÜST olduğumuz için, cezaevinden hayat boyu çıkamayacağımızı bilsek bile asla Adnan Bey’e ve masum kardeşlerimize iftira atmadığımız için, Adnan Bey’i sevdiğimiz için cezalandırıldık.
Mahkeme'de güya on tane kadına tecavüz ettiğini söyleyenler şu anda dışarıda serbest. "Biz asla suç işlemedik" diyenler ve bunu da delillerle ispatlayanlar ise tutuklu cezaevinde! Sizce, bu kişilerin gerçekten kadınlara tecavüz ettiğine Mahkemeler inansa, tahliye eder miydi? Kendi elleriyle, tecavüzcüleri dışarı bırakır mıydı? Ve de sizin gibi gazeteciler, eğer gerçekten iddia edildiği gibi suçların yaşandığına vicdanen emin olsaydınız, bu etkin pişman ve müştekilerin şu anda ellerini kollarını sallaya sallaya sokaklarda dolaşmalarına sessiz kalır mıydınız?
İşte bu sorunun cevabı, sizlerin de iddiaların hayali iftiralar olduğunu bildiğinizi gösteriyor. 40 senedir temcit pilavı gibi, ortada delil/kanıt olmadığı halde, tekrarlanan "kaset de kaset" yalanını bir kere daha tekrar edeceğinize, bana "evet ben tecavüz ettim, dolandırıcılık yaptım" diyenlerin peşine düşerdiniz!!!
Düşmüyorsunuz, çünkü Adnan Oktar Davası’nın bir kumpas olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bizlere ve de kendilerine iftira atanların da bunu cezaevi korkusuyla yaptıklarını da çok iyi biliyorsunuz.
AYRICA, Sn. Cumhurbaşkanımızın, Sn. Devlet Bahçeli'nin ve muhalefet liderlerinin de 8 yıldır bir kere bile aleyhimizde konuşmamış olmaları, kumpası çok iyi bildiklerinin en net delili.
Siz de takdir edersiniz ki, eğer iddianamede ve basında da 7/24 köpürtüldüğü gibi güya cinsel saldırıların, cinsel istismarların, hele hele çocuğa yönelik istismarların, güya Özel Harekat'a ateş açmanın, casusluğun, Fetö'yle bağlantıların, kara para aklamanın ve daha nice nice suçun bizim tarafımızdan işlendiğine inanılsa, Devlet büyüklerimiz –her konuda yorum yaparken– bu konuda asla ve kat'a sessiz kalmazdı.
Yaşadıklarımızın, verilen kararların hukuka aykırı olduğunu ben değil, ülkemizin önde gelen, duayen kabul edilen, hocaların hocası bütün hukuk profesörleri söylüyor. Dosyamıza sunulmuş 100'e yakın mütalaada, Sn. Prof. İzzet Özgenç'ten tutun, Sn. Prof. Adem Sözüer'e, Sn. Prof. Osman Yaşar'dan, Prof. Yusuf Yaşar'a, Prof. Osman Can'a, Prof. Ali Turhan'a, Prof. Ahmet Ceylan'a, Tuğrul'a, Prof. Fatih Birtek'e, Prof. Mahmut Koca'ya kadar tüm hocaların Adnan Oktar Davası’nda “ÖRGÜT YOK, SUÇ YOK, CİNSEL SUÇLAR YOK" diye hukuki görüşler belgeli/ispatlı olarak ortada, mevcut.
Benim avukatım, HSYK eski üyesi, TCK'yı yazan heyette yer almış olan Prof. Ahmet Gökçen, bu davanın beraatle sonuçlanmasının hukuki bir zorunluluk olduğunu her duruşmada anlattı, anlatıyor.
Türkiye'de vicdanı açık her insan, arif milletimiz Adnan Oktar Camiası gibi Atatürkçü, milliyetçi, vatansever, Devlete-millete ömrünü vakfetmiş Kur'an Müslümanlığını savunan, anlatan, anti-Darwinist, anti-emperyalist, anti-diktatörlük olan bir camianın bir gecede sözde eli kanlı bir suç örgütü gibi belli birtakım basında lanse edilmesini kabul etmiyoruz, aleyhimizdeki yalanlara asla itibar etmiyoruz. Bu derin devlet oyununa gelmiyor!
Sn. Dede,
Adnan Bey ve bizler hayatımızı Allah’a adamış, Devlete sadakatimiz ve vatanseverliğimiz, güvenilirliğimiz yüzlerce olayla tasdik edilmiş; Devletimizin her zorlu sürecinde aslanlar gibi dimdik Sn. Cumhurbaşkanımızın ve haktan, hakkaniyetten yana duruşumuzla tanınan - bilinen - sevilen bir topluluğuz. Yakın geçmişimizde de; Gezi kalkışması döneminde, 17/25 Aralık olaylarında Sn. Cumhurbaşkanımıza olan gizli ve açık, güçlü desteğimiz, 15 Temmuz hain darbe girişimi akşamı Adnan Bey’in Çengelköy Başbakanlık Konutu’nun hemen yanında stüdyomuzda bomba-silah sesleri altında, ertesi sabah darbe girişimi bastırılana kadar 11 saat kesintisiz yaptığı canlı yayın ve bu yayının RTÜK tarafından takdir edildiğine dair övgü raporu, 94’ten beri Sn. Cumhurbaşkanımız’ın Belediye Başkanlığı seçimlerinden beri her zaman kendisinin yanında oluşumuz, Adnan Bey’in manevi desteği bunun sadece bir örneğidir.
17-25 Aralık döneminde, Sn. Cumhurbaşkanımız’ın emrinde birçok vekil, kurmayı olmasına rağmen 70 büyükelçiliğe FETÖ konusunda bilgilendirilmesi için Adnan Bey’in arkadaşlarını seçmesi ve yanlarına AK Partili birkaç vekili vererek bu görevi tevdi etmiş olması da Devletimiz’in bize olan güveninin çok önemli bir delilidir.
Sn. Dede,
Devletimiz bizi tanır, bilir, bizi sever. Bu 8 yıllık süreçte de bizler, Devlet'e olan derin, güçlü sadakatimizi, vefamızı, güvenilirliğimizi gururla izlediklerini biliyoruz. Ruh kalitesi, ruh derinliği, sadakat, tevekkül, sabır, güvenilirlik gibi üstün özellikler zorluk zamanında ortaya çıkar. Kolaylık zamanında herkes sadık görünür!! İşte bizim de yüksek ahlakımızın, yüksek farkımızın ortaya iyice çıkması için bu 8 yıllık süreç, bu haksız 8.600 yıllık beraatler (cezalar) çok hayırlı oldu. Devletimizin, milletimizin nezdinde, gönlünde biz çok şey kazandık beraat ettik. Hukuki beraatlerin de Allah’ın izniyle, kaderde vakti gelince tecelli edeceğinden şüphemiz yok. Her kumpas kaderde "bozulmuş" olarak yaratılır. Aksi mümkün değil!
Ersoy Bey,
Derin Yapılanmalar, varlığından rahatsızlık duydukları, kendi karanlık emellerine çomak soktuğunu düşündükleri kişileri, camiaları, kumpaslarla etkisizleştirmeye çalışırlar; fiziken ortadan kaldıramadıklarını gayri-hukuki yöntemlerle yok etmeye, önlerinde engel teşkil edemeyecek hale getirmeye çalışırlar.
Adnan Bey’in dünya çapında başarısı-etkisi, bugün tutuklu olsa bile fikirlerinin iktidarda olması, İslam'ın bağnaz bir inanç olarak yaşanması ve lanse edilmesinin önünde en büyük set olması, kitaplarıyla milyonlarca insanın hidayetine vesile olmuş olması gibi Derin odakların hiç haz etmeyeceği tüm bu vasıfları, bu kumpasın hayata geçirilmesinin en büyük sebeplerinden. Ve de derin güçler, kurdukları, organize ettikleri kumpasları da kendilerince legalize edebilmek, meşru göstererek, olağanlaştırmak için bir kısım basını kullanırlar.
Dünyada bunu bilmeyen yoktur herhalde! Kimi bilinçli, kimi de bilinçsizce Derin Devlet'in bir anlamda sözcülüğünü yaparlar. Bu oyuna gelmemek, dikkat etmek gerekir kanaatindeyim.
İdeolojik kaygılarla, önyargıyla, birilerinin yönlendirmesiyle, husumetle, derin bir hasetle, fikre fikirle karşılık veremiyor olmanın kompleksiyle, ellerindeki basın gücünü bilinçli ve kasti olarak, kendilerinden olmayanların aleyhinde karalama amaçlı kullanmak olduğu gibi, elbette bilgisizce, belki de kimi basının etkisi altında kalarak, belki de işverenlerinin baskısıyla hatalı yorum yapanlar da var.Ben sizin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm yazı ve paylaşımlarınız hakkında sizi bilgilendirmek istedim.
Bilmediğiniz, tanımadığınız insanlarla ilgili iftira mahiyetinde sözler söylemek, insanın üzerinde vicdani bir yük oluşturur. Vicdanı, aklı kirletir.
Hem dünyada hem ahirette vebali büyük olur. Kuran'da Nur Suresi'nde Allah bu konuda tüm insanları uyarır:
"Siz o iftirayı dillerinizle alıp, hakkında hiç bilginiz olmayan bir şeyi ağızlarınızla söylüyorsunuz ve onu önemsiz bir iş sanıyorsunuz. Oysa o, Allah yanında büyük günahtır." (Nur Suresi, 15)
Ahzab Suresi'nde de;
"Mümin erkekleri ve mümin kadınları yapmadıkları bir şeyle suçlayıp incitenler, bir İFTİRA ve AÇIK BİR GÜNAH yüklenmişlerdir." (Ahzab Suresi, 58)
Bu nedenle;
- Dosyanızdaki hukuki nükteleri, bilirkişi raporlarını,
- Adnan Bey ve bizim savunmalarımızı,
- İzzet Özgenç'in tabiriyle "haberi doğal müşteki olmayan", hepsi müşteki olmaya zorlanmış, baskılanmış kişilerin dosyadaki binlerce çelişkisini,
- 8 yıldır yaşadığımız hukuksuzlukların listesini,
- Avukatlarımızın savunmalarını,
- okumanızı tavsiye ediyorum. Böylece,
- Siyasi ve Askeri Casusluk'tan beraat ettiğimizi, beraatin kesinleştiğini,
- Fetö suçlamasından beraat ettiğimizi, beraatin kesinleştiğini,
- Kara Para Aklama, Nitelikli Dolandırıcılık, Malvarlığı Değerlerini Kaçırma, Rüşvet, Belgede Sahtecilik gibi mali suçların hepsinden beraat ettiğimizi,
- Operasyon günü toplam 200 kişiden alınan kan ve tükürük örneklerinde uyuşturucuya, alkol ya maddelerine rastlanmadığını, raporların TEMİZ çıktığını,
- Operasyonda aramalı baskın yapılan 150 evde de tek bir illegal ve gayri-ahlaki durumla karşılaşılmadığını (sabah 5'te baskın yapılmasına rağmen)
- Hiçbir cinsel suçlamanın doğru olmadığını, Adli Tıp raporlarının TEMİZ çıktığını, soyut iftira beyanları dışında tek bir somut suç delili olmadığını, cinsel suçların sırf kamuoyunda infial oluşturmak amacıyla kurgulandığını,
- Güya polise ateş etme eyleminin de klasik bir Emniyet kumpası olduğunu, ateş ettiği iddia edilen sanığın ellerinde barut izi çıkmadığını, bilakis vurulduğu yalanını söyleyen polisin 2 elinde de iç ve dış barut izi çıktığını ve daha pek çok aklayıcı delili göreceksiniz!
VE de; iddianamede bile "şantaj kasetleri" diye aşağılık bir iftiranın, suçlamanın olmadığını; 11 Temmuz operasyonu kapsamında arama yapılan evlerde, "kazılar" dahil hiçbir yerde bu iftirayı destekleyebilecek tek bir delil, tek bir kare görüntü bile bulunmadığını, şantaj kasetleri yalanının 40 yıldır devam ettirilen bir şehir efsanesi ve Derin Devlet yalanı olduğunu, 45 yıldır defalarca polis operasyonu yapılmış olmasına rağmen, geçmişte de bu yönde bir delil ASLA elde edilmediğini görüp, son paylaşımlarınızdan birinde düştüğünüz hatayı umarım fark edeceksiniz.
Ve bir gazeteci olarak, bir daha araştırmadan, sorgulamadan, somut delile dayanmadan haber yapmaz, paylaşımda bulunmazsınız diye temenni ediyorum. Allah katında da bunun üzerine vebal olacağını unutmamanızı diliyorum.
Ersoy Bey,
Yalan, taraflı, hatalı haberlerin, iftiraların, karalamaların tertemiz suçsuz müminlere hiçbir zararı olmaz! Bilakis Allah müminlere gençliğe, dinçliğe, sağlığa-sıhhate, berekete, güzelliğe, sevince, nura ve heybet artışına, etki artışına vesile kılar. Bu Allah'ın bir sırrıdır. Peygamberlerde de tecelli eder bu sır (Mesela Hz. Yusuf müthiş bir güzellik ve cazibeyle cezaevinden çıkması gibi) samimi inananlarda da tecelli eder. Adetullah'ın gereğidir.
Dolayısıyla, bize sevap basamağı olan, ahiretimizi parlatan bu gibi durumlardan bizim rahatsız olmamız MÜMKÜN DEĞİL!! Aksine şevk kaynağı bize.
ANCAK, bu sevgisizlik, bu ahlaki sorun ülkemize çok zarar veriyor.
Sırf kendinizden olmadığı için, sırf belki de önyargılı olduğunuz için başkalarına yapılan hukuksuzlukları, iftiraları desteklediğiniz, kolayca yalan haber yaptığınız —istemeden de olsa belki de—, delile dayanmadan konuşarak, suçlayarak iftira attığınız takdirde; yarın öbür gün benzer yöntemlerle sevdiklerinizin de hakkının yenmesinin, benzer hukuksuzluklarla mağdur edilmelerinin önünü açmış, yolunu kendi ellerinizle, yazılarınızla, paylaşımlarınızla döşemiş oluyorsunuz.
Bir nevi bumerang etkisi oluşturmuş oluyorsunuz.
AYET: "Ey inananlar! Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. Adil olun. Takvaya uygun budur." (Maide Suresi, 8)
Ahlaki / vicdani değerlerden ve gazetecilik etiğinden, ilkelerinden taviz verilmemesi dileğiyle...
Saygılarımla
Merve Büyükbayrak
Kocaeli Yüksek Güvenlikli
1 no’lu F Tipi
KCİK