
20.04.2026
Sn. Hülya Hökenek,
Ben Merve Büyükbayrak. Sn. Adnan Oktar’ın 30 yıllık yakın arkadaşıyım. Adnan Oktar Kumpas Davası kapsamında 8 yıl önce tutuklandım ve aleyhe tek bir somut suç delili iddianamede yer almamasına rağmen, sırf cezaevine girmemek ya da cezaevinden bir an önce çıkmak için etkin pişmanlık adı altında yalan ve iftira beyan verdirilen kişilerin, soyut, delilsiz ifadelerine dayanılarak hakkımda 8600 yıl ceza kararı verildi, sözde örgüt yöneticiliği suçlamasıyla. Adnan Bey ve diğer arkadaşlarım gibi.
Adnan Oktar davası bir KUMPAS’tır.
Hukuki hazırlanmış iddianamelerde somut ve hukuki geçerli suç delilleri olur. Ama Adnan Oktar iddianamesi gibi 4000 sayfalık iddianamelerde (eklerle birlikte 200.000 sayfa!) somut delil yerine mecburen -amaç hukuki gerçeği ortaya çıkarmak değil, insanları sırf fikirleri inançları yüzünden hukuksuzluklarla etkisizleştirmek, insanları cezaevinde tutup faaliyetlerini engellemek olduğu için-soyut iftira beyanları sanki somut delilmiş gibi kullanılıyor.
Etkin pişmanlığın, somut delil olmayan iddianameleri sanki suç varmış gibi göstermek amacıyla, zorla alınan iftira / soyut beyanlarla şişirmek için kullanılması ilk defa 8 yıl önce bizim dosyamızda ortaya çıktı.
O dönem tepki görmediği için, hatta hukuksuzluklar desteklendiği için, şu anda da bu yöntem başka başka davalarda kullanılmaya devam ediyor.
Ülkemizde adaletsizliğin, adalete güvensizliğin geldiği aşama ortada. Dünya çapındaki istatistiklerde de en alttayız maalesef.
Buna sebep olan hukuksuzluklar zinciri de 8 yıl önce Adnan Oktar kumpas davasıyla başladı.
Devlete - Millete faydalı, tüm ömrünü hayırlı hizmetlere vakfetmiş, Atatürkçü, hatta dindar kesimi Atatürk'le barıştıran, milliyetçi, bağnazlığa karşı duran, modern - aydınlık ve gerçek Kuran İslam'ını savunan, 45 yıldır da dünya çapında hayırlı başarıları ortada olan çok seçkin, nezih, kaliteli bir camianın yaşadığı binlerce hukuk ihlaline sırf ideolojik gözlüklerle baktıkları için -belki husumetle, belki hasetle, belki de gereksiz bir önyargıyla- bu kumpası kendinden olmayanları etkisizleştirecek bir yol olarak görüp destekleyenlerin de bugün gelinen durumda rolleri çok büyük!
Ellerindeki propaganda gücünü kendi mahallelerinden olmayanların hukuksuzluklarla, kara propagandalarla pasifize edilmesi için çok kirli ve vicdana / adalete / hakkaniyete aykırı şekilde kullanan basın, aslında bilmeden, kendi mahallelerinden olanların yaşayacağı hukuksuzlukların da yolunu döşemiş oldu.
Türkiye'nin önde gelen ve aralarında Prof. İzzet Özgenç, Prof. Adem Sözüer, Prof. Ali Turkan, Prof. Osman Yaşa, Prof. Tolga Şirin, Prof. Osman Can, Prof. Ahmet Ceylani Tuğrul gibi duayen isimlerin olduğu -kimi Cumhurbaşkanımıza danışmanlık yapmış, kimi TCK'nın yazımına katılmış, kimi Yargıtay Onursal Başkanı olan ceza hukukçularının dosyamızla ilgili hazırladıkları 100'e yakın mütalaa Adnan Oktar dosyasının delilden yoksun, mesnetsiz ve bir nevi dedikoduname (Sn. Ümit Kocasakal’ın mahkememizde kullandığı tabir bu) hükmünde olan, hukuki değer taşamayan bir iddianameye dayandırıldığını, dosyada yüzlerce hukuksuzluk olduğunu, varılan kararların hukuki olmadığını ortaya koyuyor.
8 yıldır benim avukatlığımı yapan ve sizin de hukuki konularda görüş almak için sık sık programınıza konuk aldığınız Sn. Prof. Ahmet Gökçen Hoca da, 8 yıldır her duruşmada suçsuzluğumuzu açık delillerle anlatıyor, gözler önüne seriyor ve bizlere yaşatılan bu hukuksuzluklardan duyduğu rahatsızlığı da açıkça ifade ediyor. Bu muteber insanların kanaatleri bizim için yeterli! Kumpas gün gelir zaten her kumpasta olduğu gibi deşifre olur ve olacak inşaAllah.
Ekte size yolladığım hukuk ihlalleri ve haksızlıklar / Anayasa'ya aykırılıklar, toplumda belki de tarihin en kapsamlı kumpasını gözler önüne seriyor.
Hülya Hanım, bugün dışarıda maalesef ki suçlu insan kaynarken, her gün haberlerde korkunç suç eylemlerine şahit olurken, tertemiz insanların, hayatında karakol görmemiş kişilerin sanki büyük bir katliam gerçekleştirmişçesine - (haşa) ki öyle durumlarda bile binlerce yıl cezaya şahit olmuyoruz, - 8.600 yıl cezalara çarptırılmış olması da bence olayın hukuki olmadığının, bilakis sansasyonel amaçlı bir kumpas olduğunun göstergelerinden.
Sn. Hökenek,
Adnan Bey ve bizler anti-darwinist, anti-materyalist, anti-hurafeci, anti-bağnaz olduğunuz için, Adnan Bey’in 350’den fazla kitabı dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın hidayetine vesile olduğu için bu kumpasın hedefi olduk.
Ama biz inançlı insanlarız. Olaylara Kuran gözüyle bakıyoruz. Dünya bir eğitim yeri. Dünyaya boşuna gelmedik. Burada çok kısa bir eğitimden geçip, sonra kalıcı, gerçek ve sonsuz Ahiret yurduna geçeceğiz. Allah bizler daha derin bir ruhta olalım, Allah'a daha yakın olalım, Allah'ın tüm dünyayı sevgi için yarattığını bilelim ve sevgiyi en güzel şekilde yaşayalım, Cennet'e layık bir ahlaka erişelim diye zorlukları, çileleri, cezaevlerini, Mahkemeleri... yaratır. Sevdiği kullarının hep hayrına ve lehinedir yarattıkları. Ve şereftir, onurdur. Allah'ın müminlere sevgisinin bir işaretidir.
Peygamberler, tarihteki tüm inananlar hep aynı yollardan geçmiştir. Bu Allah'ın eğitim yöntemidir.
Ve Allah, bütün tuzakları yerle bir edeceğini vaad etmiştir ve yerle bir edecek. Biz de bu inanç şuuruyla, müthiş zevk alarak, sükunla ve sevinçle bu dönemi yaşıyoruz.
Yalan, kasıtlı haberlerin de bize hiçbir zararı olmuyor, bilakis her yalan, her iftira, her kara propaganda, her karalama mümine güzellik, dinçlik, sağlık-sıhhat, derinlik, şevk, motivasyon, sevgi gücü olarak geri döner. Bu da Allah'ımızın vaadidir.
Hülya Hanım,
Sizi denk geldikçe hep takip ediyorum, Habertürk'te. Güzelliğinizle, üslubunuzla, olaylar karşısındaki sağduyulu tavrınızla, gerektiğinde haklı, insani tepkilerinizle bence ekrana çok yakışıyorsunuz. Vicdanlı, hakkaniyetli bir insan olduğunuz hep hissediliyor.
O yüzden sizi davamızla ilgili bilgilendirmek istedim. Bence adaletsizliğin ortadan kalkması için sizlere, gazeteci ve basın mensuplarına çok büyük sorumluluk düşüyor.
İnsanların savunduğu fikirlere, inançlarına, hayat tarzlarına bakılmaksızın, hukukla ilgili sanki kendi yakınınızla ilgili haber yapıyormuş gibi bir titizlikle, hakkaniyetle, dürüstlükle doğru gazetecilik ilkesine sahip çıkıldığı takdirde, kanallar kendilerinden olmayanlar için bir kara propaganda aracına dönüştürülmediğinde, bence ülkemizde her şeyin gitgide düzeldiğine, güzelleştiğine hep beraber şahit olabiliriz. Öncü olmanız dileğiyle, güzellikler bulaşıcıdır.
Saygılarımla.
Merve Büyükbayrak
Kocaeli 1 No’lu F Tipi K.C.İ.K