
15.04.2026
Sayın Ece Üner,
Ben Merve Büyükbayrak. Sn. Adnan Oktar’la birlikte yargılanmış ve kumpas kararlarla 8600 yıl ceza almış, cezası da derin güçlerce Yargıtay’da onattırılmış biri olarak, size daha önce de Adnan Oktar Davası ile ilgili bilgilendirici bir mektup yollamıştım.
Siz öncelikle bir kadın olarak çok beğendiğim, ekrana hem fiziğinizle hem aklınızla, kişiliğinizle çok yakışan, çok vicdanlı, çok sağduyulu, özellikle de haksızlıklar karşısında dik duruşlu birisiniz. Yalanlar, iftiralar, karalamalar karşısında lafınızı sakınmadan kendinizi savunan yanınız da bence pek çok kadına güzel örnek teşkil ediyordur.
Sn. Üner, Bu daha önceki mektupta davanızla ilgili hukuksuzlukları, kumpasın detaylarını yazdığım için, bu mektupta o konulara pek değinmeyeceğim. Benim vurgulamak istediğim, sizin gibi şuuru açık, sorgulayan, "herkese adaleti, eşitliği" savunduğunu söyleyen, haksızlık ve hukuksuzluklarda vicdanı rahatsız olduğu / acı çektiği çok net gözlemlenebilen akıllı bir kadının, Adnan Oktar Davası mevzubahis olduğunda neden haksızlıkları görmezden geldiği, sorgulamadığı ve hatta (geçmişteki bazı yayınlara dayanarak söylüyorum) neden hukuksuzluklara destek olarak algılanabilecek şekilde yorumlar yapabildiği!
Sizi temin ederim, bizim aleyhimizde yayın yapan, aleyhimizde konuşan, hatta aleyhimizde yalan beyan veren dahil kimseye bir kırgınlığımız, dargınlığımız yok! olamaz da zaten. Çünkü her şeyi Allah yaratır. Allah'ın yaratması dışında hiçbir kimsenin kendi iradesiyle bir şey yapmaya gücü yoktur. Allah samimi kullarını eğitmek, en güzel, en yüksek sevgiyi / ahlakı onlara öğretmek için bir kader dahilinde bunları hayırla yaratır. Ben buna inanıyorum. Dolayısıyla benim için hayır olana da kızabilmem mümkün değildir.
Belki bazı basın (ki buna Halk Tv de dahil) 8 yıldır camiamız aleyhinde çok ciddi ve kirli bir karalama kampanyası yürüttü. Bu herkesin malumu. Bu kara propagandanın etkisi / telkini altında kalmak, önyargılı davranarak, su-i zanda bulunmak -tabii ki olmasın ama- insana dair şeyler.
ANCAK, çok kapsamlı bir incelemeye bile gerek olmadan, dava dosyamıza şöyle üstten bir göz atıldığında dahi, duayen hukukçuların mütalaaları okunduğunda veya görüldüğünde, Adnan Oktar dosyasında -aynı şuan İBB dosyası için zikredildiği gibi(ben dosyamı bilmiyorum, sadece TV’de konuşulanlara dayanıyorum) cezaevine girmekle korkutulan insanların yalanları, iftiraları dışında tek bir somut delil olmadığı hemen fark edilecektir.
Ece Hanım,
1- İBB dosyasında Aziz İhsan Aktaş neyse, bizim dosyadaki güya etkin pişmanlar (asıl iftiracılar) da aynısıdır.
2- İBB dosyasında cezaevi cezaevi dolaşıp sözde etkin pişman devşirmekle görevli avukatlar neyse, Adnan Oktar dosyası kapsamında da cezaevi cezaevi (yaklaşık 18 cezaevi) dolaşıp etkin pişman arayan Av. Fuat Selvi gibi, Hüseyin Küçük gibi avukatlar da aynısıdır, insanları korkutarak !
3- İBB dosyasında İstanbul’dan yüzlerce km. öteye ailelerinden uzaklara sevk edilip, tek başına tecrit edilen sanıklar neyse, ne yaşıyorsa, Adnan Oktar dosyasındaki sanıkların yaşadıkları da benzer hatta daha da şiddetlidir. (ben 8 senedir tek başıma bir hücredeyim, Adnan Bey 8 senede Edirne, Erzurum, Van olmak üzere farklı ve İstanbul’dan 1500 km uzaktaki şehre sevk edildi)
4- İBB dosyasında sağlıkları cezaevinde kalmaya elverişli olmayan sanıklar Mehmet Murat Çalık (tahliye edilen Mahir Polat) ya da Gezi Davası tutuklusu Tayfun Kahraman’ın durumu neyse, bizim dosya kapsamında tutuklu olan ama hakkında “cezaevinde kalamaz” raporu olmasına rağmen tahliye edilmeyen arkadaşlarımızın durumu da aynıdır! Sırf ideolojik karşıtlıkla ve bence önyargıyla “benden olana hak/hukuk olsun, benden olmayana ne olursa olsun” stratejisi güdülüyor.
5- Bugün “sağ” basın olarak da adlandırılan birtakım kanallarda Sn. İmamoğlu’na yönelik yürütülen kara propaganda kampanyası neyse, tam 8 yıldır Adnan Bey ve bizlerin aleyhine hem sağ hem sol basının el ele yürüttüğü karalama kampanyası odur.
6- İBB dosyasında sanıkların ailelerinin durumları neyse, Adnan Oktar dosyasındaki sanıklarının ailelerinin üzüntüleri ve yaşadıkları da benzer hatta daha da şiddetlidir.
Sn. Üner, daha fazla uzatmayayım. Vicdanlı bir insan olarak sizin de bu gerçekleri gördüğünüzden eminim. Dile getirmeseniz de, kalben mutlaka farkındasınızdır. Ben dindar inançlı bir insanım. Her şeyi Allah samimi kullarının mutlak lehine ve hayrına yaratır ama bir SIR’la. Ayette de Allah bu sırrını söyler:
…Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)
Zahiren bakıldığında olumsuz gibi görünen HERŞEY aslında Müslümanlar için hayırldır. Masum insanlara iftira atılması ŞEREFİDİR. Altın düşmekle sakıt olmaz. Bu 8 yılın Adnan Bey’a nasıl bir fiziki manevi berekete, inkişafa vesile olduğu, kendisinin çektirdiği fotoğrafarında da görülür.
Haksızlık, hukuksuzluk, kumpas, yalan, iftira, olay... samimi insanlara hep bereket / güzellik / sağlık / gençlik olarak geri döner. İlahi bir sır'dır bu. Ben kendi üstümde de bu metafizik etkiyi çok net ve şükürle, sevinçle hissediyorum. Size yolladığım cezaevi fotoğraflarında bu net görülüyor, Allah'a çok şükür.
Ben bu kumpasın çökeceğinden eminim. İnsanların vicdanında zaten çöktü, hukuken de bu tescillenecek. Allah'ın vaadi bu! 'Hileleri mutlaka bozarım' diyor Kuran'da.
Evet, gün gelecek bu kumpas da deşifre olacak. Ama; bu süreçte özellikle de basının / medyanın elindeki propaganda gücünü kendinden olmayanı karalamak, etkisizleştirmek için kullanması, 'benden olmayana ne olursa olsun' zihniyetiyle yayın yapması, kumpasları desteklemesi, hukuksuzlukları olağanlaştırması gün gelecek herkese zarar verecek! Ki veriyor da zaten.
Bu 8 yılda Adnan Oktar dosyasında/davasında görmezden gelinen, göz yumulan, desteklenen, kayıtsız kalınan ne varsa şu anda maalesef İBB davasında da hayata geçiriliyor.
BU OLMASIN !!! Kimsenin canı yanmasın. Ve bence, buna vesile olacak jişiler de sizlersiniz, yani sizin gibi cesur kadınlar, gazeteciler.
Malum, cesaret - iyilik - sevgi - affedicilik bulaşıcıdır. 'Herkese adalet' kavramının, şiarının içinin lütfen boşaltılmasına izin vermeyin! 'Sizden' olmadığını düşündüğünüz -ki neye göre, kime göre; tanımadan - konuşmadan asla bilemezsiniz- camialara da cevap hakkı, söz hakkı tanıyın. Bizimle ilgili konularda lütfen önce bir avukatlarımıza da danışın, sorun. Ezbere, önyargıyla hareket etmeyin. İnanın, bu sevgisizliğin, olumsuzlukların, hukuka güvensizliğin, yaşanan tüm sıkıntıların gitgide düzeleceğini göreceksiniz. Bu da bir ilahi sır. Bir yerden başlamak lazım. Buna öncü olmanız dileğiyle...
Saygılarımla
Merve Büyükbayrak
Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu